Konaklı'da Arabayı Boşa Aldığımız O An

Yayınlanma : 21 Eylül 2026 14:22

Ben yıllardır Erzurum'un arşivlerinde gezerim.

Tozlu raflarda bir ferman bulursun, 469 yıl öncesinden Kanuni'nin Erzurum dağlarındaki vaşakları saraya istettiğini görürsün. Bir diplomatik yazışma bulursun, 1938'de Erzurum'un çoban köpeklerinin Amerikan Ziraat Nezareti'ne hediye edilmek için İstanbul'a gönderildiğini okursun. 1922'de Fransızların petrol için neden ilk hedef olarak Erzurum'u seçtiğini, 1933'te Danimarkalıların neden süt için Kars-Erzurum'a gelmek istediğini öğrenirsin.

Hep kağıdın üzerindeydi benim Erzurum'um. O gün kağıttan asfalta indim.

Emekli öğretim üyesi Gürsoy Solmaz hocamla Konaklı'dayız. Konaklı Kayak Merkezi yolu, Konaklı Mahallesi'nin hemen yanı. Saha çalışması yapıyoruz. Her zamanki gibi konuşuyoruz, Erzurum'un unutulmuş bir hikayesinin daha peşindeyiz. Arabayı durdurduk.

Sonra o garip an oldu.

Vites boşta. Motor kapalı. Ayak frenden çekildi. Ve araba yürümeye başladı.

Önce anlamadık. "Rüzgar mı itiyor" dedik. Yok. "Yer mi oynadı" dedik. Sonra baktık ki araba gerçekten yokuş yukarı gidiyor. Hem de yavaş yavaş değil, hızlanarak. 60'ı gördüğümüz anlar oldu.

Gürsoy Hoca ile birbirimize baktık. İkimiz de aynı şeyi düşündük: Biz Erzurum'da yeni bir gizemli yol bulduk.

Erzurumlular bilir, Palandöken'de Abdurrahman Gazi Hazretleri'nin türbesine giden yolda böyle bir yer var. Yaklaşık 200 metrelik bir kesimde arabanız motor kapalıyken yokuş yukarı çıkar. Yıllardır turist çeker, meraklısı gelir, telefonla video çeker. Şimdi onun bir kardeşi var. İkincisi. Daha uzunu, yaklaşık 300 metrelik haliyle Konaklı'da.

O gün defalarca denedik. Aynı noktadan, biraz ilerisinden, biraz gerisinden. Her seferinde aynı sonuç. Sonra drone kaldırdık. Yukarıdan da çektik. Gözün gördüğü ile aklın bildiği birbirini tutmuyor.

Bilim adamları ne diyecek biliyorum. "Bu bir optik illüzyon. Çevredeki dağların eğimi, ufuk çizgisinin kayması beyni yanıltıyor. Yokuş sandığın yer aslında iniş." Doğrudur. Ben de tarihçiyim, illüzyonu bilirim. Tarihte de böyledir, bazen en dik yokuş sandığın şey aslında iniştir.

Ama mesele illüzyon değil ki.

Mesele, bu şehrin hala şaşırtabilmesi.

Biz Erzurum'u hep sert, hep çetin, hep kış diye anlatırız. -30 derecede donan kirpik diye anlatırız. Oysa bu şehir aynı zamanda oyunbazdır. Sana bir yol yapar, dersin ki "Bu yokuş." Sonra arabanı boşa alırsın, yol seni yukarı çeker. Fizik kurallarına kafa tutar gibi yapar.

O gün orada şunu düşündüm: Arşivlerde belge aramakla yolda gizem aramak aynı şey. İkisinde de dikkat lazım. Çoğu insan yanından geçip gider. Arabayı durdurup "Bir dakika, burada bir tuhaflık var" demek lazım. Tarih de böyle bulunuyor zaten. Kimse 1557 tarihli vaşak fermanını gözüne sokmuyor. Sen durup bakacaksın.

Şimdi Konaklı'da yeni bir durup bakma yeri var.

Erzurum merkeze 20 kilometre. Kayak merkezine giderken sağa bakın, sol değil. Arabayı durdurun, boşa alın, freni bırakın. Bırakın şehir sizi biraz yukarı çeksin. Bırakın gözünüz yanılsın. Zaten bu hayatta gözümüzün yanılmadığı ne kaldı ki?

Biz o gün Erzurum'a hayırlı olsun dedik. Gerçekten hayırlı olsun. Bir şehrin turizm broşürüne bir satır daha eklemek kolay değil. Biz iki kişi, bir saha çalışması dönüşünde o satırı ekledik.

Eskiler "Erzurum'da taş taş üstünde kalmaz ama sır sır üstünde kalır" derdi. Doğruymuş.

Gelin, arabayı boşa alın. Bu sırrı da kendiniz görün.

Ben gördüm. Hala da inanamıyorum.