Okulların açılmasına birkaç gün kala Erzurum’un mahallelerinde başka bir telaş başlardı. Evlerde okul heyecanı yaşanır, çocukların gözü yeni alınan kitap ve defterlerde olurdu.
Öyle bugünkü gibi her şeyin hazırı yoktu.
Kitaplar alınır, defterler temin edilir, sonra sıra onları ciltlemeye gelirdi. Cilt kâğıtları, bantlar, makaslar bir kenara hazırlanırdı. Akşam olunca evin bir köşesi küçük bir ciltleme atölyesine dönüşürdü.
Çocuklar başlarında bekler, büyükler kitapları tek tek kaplardı.
Kitabın ölçüsü alınır, cilt kâğıdı dikkatlice kesilir, köşeler kıvrılır, bantlar yapıştırılırdı. Her şeyin düzgün olması istenirdi. Zira yeni eğitim yılına yepyeni kitaplarla başlamak, çocuklar için ayrı bir mutluluktu.
İmkânı olanlar renkli ve güzel cilt kâğıtları kullanırdı. İmkânı daha sınırlı olanların imdadına ise gazeteler yetişirdi.
Dünün Erzurum’unda gazete kâğıdı yalnızca gazete okumak için kullanılmazdı. Eski gazetelerin sayfaları kitap ve defterleri kaplamak için de değerlendirilirdi. Birkaç günlük gazete, bir öğrencinin bütün ders kitaplarını kaplamaya yetebilirdi.
Sonra etiketler yapıştırılırdı.
Üzerine özenle isim, soyisim, sınıf ve numara yazılırdı. Bazen çocuk kendi yazardı etiketini, bazen de babasına ya da annesine yazdırırdı. O küçücük etiket, çocuğun okuldaki kimliği gibiydi.
Ama her ciltleme işi de kusursuz sonuçlanmazdı.
Kâğıt biraz yamuk kesilir, bant yanlış yerden yapışır, kitabın bir köşesi açıkta kalırdı. Kitap kapanınca cilt buruşur, açınca sayfalar takılırdı. Bir de üstüne etiket eğri yapışmışsa iş tamamdı!
“Bir daha sökelim, yeniden yapalım” denirdi.
Ve yeniden başlanırdı.
Bugünün çocukları belki bunları hayal bile edemez. Kitaplar hazır kaplarla kaplanıyor, defterler dakikalar içerisinde hazırlanıyor. O günlerde ise bir kitabı okula hazırlamak bile küçük bir aile çalışmasıydı.
Erzurum’un eski mahallelerinde okul hazırlığı sadece bir ihtiyaç değildi.
Bir gelenekti.
Evlerde makas sesleri duyulur, gazete kâğıtları açılır, bantlar kesilir, çocukların yeni okul yılı için heyecanı artardı.
Sonra çantalar hazırlanırdı.
Kitaplar ve defterler içine özenle yerleştirilir, kalemler tamamlanır, silgi ve kalemtıraş unutulmazdı. Çocuk, gece yatağına yattığında sabahı zor ederdi.
Çünkü okulun açılmasına artık sayılı saatler kalmıştı.
Belki yeni ayakkabısı vardı.
Belki yeni bir önlüğü...
Belki de geçen yıldan kalan çantasını kullanacaktı.
Ama bütün bunların ötesinde yeni bir okul yılı başlayacaktı.
Bugün geriye dönüp baktığımızda, o günlerin imkânsızlıkları değil; o imkânsızlıkların içinde yaşanan mutluluklar geliyor aklımıza.
Bir gazete kâğıdına sarılmış kitap...
Üzerinde çocuğun adı yazılı küçücük bir etiket...
Bir köşesi biraz yamuk kalmış defter...
Ve okulun ilk günü duyulan o tarifsiz heyecan...
Hey gidi günler hey!
Erzurum’un eski mahallelerinde okul, yalnızca okul değildi.
Bir mevsimin değişmesi, çocukluğun yeniden başlaması ve evlerin içine yayılan tatlı bir telaştı.
Şimdi o günlerden geriye kitaplar, defterler ve birkaç eski fotoğraf kaldı.
Bir de hafızamızda hâlâ silinmeyen o güzel cümle:
“Okullar açılıyor, kitapları ciltleyelim."


