HUZUREVİNDEKİ MİRAS

Yayınlanma : 03 Eylül 2026 15:30

Türkan ve Sevgi, sabah erkenden kalkıp kahvaltılarını yaptılar ve okul kıyafetlerini giydiler. Bugün okulda sınıfça yapacakları farklı ve anlamlı bir etkinlik vardı. Öğretmenleriyle birlikte bir huzurevini ziyaret edeceklerdi.

Kızlar, yanlarına yaşlılara okumak için birbirinden güzel kitaplar almışlardı. Huzurevindeki büyükleriyle sohbet edecek, onları dinleyecek ve onlara kitap okuyacaklardı.

Servise bindiklerinde ikisinin de aklında aynı düşünceler vardı:

“Acaba huzurevinde nasıl insanlar var?”

“Bizimle konuşacaklar mı?”

“Onlara nasıl davranmalıyız?”

Kısa bir yolculuğun ardından okula geldiler. Türkan ve Sevgi hemen sınıfa çıktılar. Sınıftaki arkadaşları da etkinlik için hazırlık yapıyordu.

Bir süre sonra Songül Hoca sınıfa girdi.

“Çocuklar,” dedi, “şimdi birazdan servisimiz gelecek ve hep birlikte huzurevine gideceğiz. Oradaki yaşlı büyüklerimize karşı çok saygılı olmanızı istiyorum. Bazılarının ailesi uzakta olabilir, bazıları uzun zamandır ziyaret edilmemiş olabilir. Bu durum onların kendilerini yalnız hissetmelerine neden olabilir. Hareketleri veya davranışları size farklı gelebilir. Böyle bir durumda onları yargılamayın. Onlara hoşgörüyle, sabırla ve şefkatle yaklaşın.”

Çocukların hepsi bir ağızdan:

“Tamam!” diye cevap verdi.

Bir süre sonra servis okulun önüne geldi. Çocuklar sırayla servise bindiler. Herkes çok heyecanlıydı. Türkan  ve Sevgi ise huzurevine gittiklerinde nasıl davranmaları gerektiğini düşünüyorlardı.

Servis sonunda huzurevinin önünde durdu.

Çocuklar sırayla servisten indiler ve içeri girdiler. Onları huzurevinde görevli bir rehber karşıladı.

“Çocuklar,” dedi rehber, “şimdi yaşlı teyze ve amcalarınızın yanına gideceksiniz. Onların çok hassas insanlar olduğunu unutmayın. Söylediğiniz bir söz veya yaptığınız küçük bir hareket onları mutlu edebileceği gibi üzebilir de. Bu nedenle onlara karşı dikkatli, anlayışlı ve sevgi dolu olun.”

Çocuklar başlarını sallayarak içeri girdiler.

Huzurevinde sessiz ve sakin bir ortam vardı. Yaşlı teyze ve amcaların bazıları odalarında, bazıları ise salonda oturuyordu. Görevliler de yaşlılarla ilgileniyor, ilaçlarını veriyor ve ihtiyaçlarını karşılıyorlardı.

Türkan  ve Sevgi, biraz ileride balkonda oturan yaşlı bir teyzenin dikkatlerini çektiğini fark ettiler. Teyze, camdan dışarı bakıyordu. Fakat baktığı yerde güzel bir manzara yoktu. Pencereden yalnızca eski ve harabe hâline gelmiş bir ev görünüyordu.

Kızlar, yaşlı teyzenin neden sürekli oraya baktığını merak ettiler.

Yanına yaklaştılar.

Türkan gülümseyerek:

“Teyzeciğim, sizin adınız ne?” diye sordu.

Fakat yaşlı teyze cevap vermedi.

Türkan bir an ne yapacağını bilemedi. Tam o sırada huzurevinde görevli bir bakıcı yanlarına geldi.

“Kızlar,” dedi, “bu Fatma Teyze. Buraya geldiğinden beri pek konuşmadı. Aslında hiç konuşmadı desek yeridir. Zaten burada onu ziyaret eden kimsesi de yok. Yaklaşık dokuz yıldır burada kalıyor ve bu süre içinde onu ziyarete gelen olmadı.”

Türkan şaşkınlıkla:

“Peki, ama neden? Hiç ailesi yok mu?” diye sordu.

Görevli:

“Aslında bir oğlu var. Fatma Teyze’yi buraya oğlu bırakmış. Fakat daha sonra bir daha gelip annesini sormamış. Buraya bir telefon numarası bırakmıştı. Defalarca aradık ama kendisine ulaşamadık.”

Sevgi üzgün bir şekilde:

“İnsan annesini hiç merak etmez mi?” dedi.

Görevli derin bir nefes aldı.

“Bazen hayatta anlayamadığımız şeyler olur kızlar. Biz elimizden geldiğince Fatma Teyze ile ilgileniyoruz. Ama onun en çok sevdiği şeylerden biri şu kuştur.”

Görevli, kafesteki küçük mavi renkli kuşu gösterdi.

“Adı Maviş. Fatma Teyze onu çok seviyor. Her gün onunla ilgileniyor.”

Türkan kuşa bakarak:

“Aaa, çok güzelmiş!” dedi.

Sevgi ise birden aklına gelen fikirle:

“Biz Fatma Teyze’ye kitap okuyabilir miyiz?” diye sordu.

Görevli gülümseyerek:

“Elbette okuyabilirsiniz,” dedi.

 

Türkan ve Sevgi, Fatma Teyze’nin yanına oturdular. Kitaplarından birini açıp okumaya başladılar.

Başlarda Fatma Teyze hiç tepki vermedi. Gözleri hâlâ penceredeydi.

Fakat kızlar okumaya devam ettiler.

Bir süre sonra Fatma Teyze’nin yüzünde küçük, çok küçük bir tebessüm belirdi.

Türkan ile Sevgi birbirlerine baktılar. İkisi de çok mutlu olmuştu.

O gün çocuklar huzurevindeki diğer yaşlılarla da sohbet ettiler, onlara kitap okudular ve birlikte güzel vakit geçirdiler.

Daha sonra servise binerek okula döndüler.

Ancak Türkan ve Sevgi’nin aklı Fatma Teyze’de kalmıştı.

Aradan bir ay geçti.

Kızlar öğretmenlerine:

“Fatma Teyze’yi yeniden ziyaret edebilir miyiz?” diye sordular.

O günden sonra Türkan ve Sevgi her ay huzurevine gitmeye başladılar. Her ziyaretlerinde Fatma Teyze’nin yanına oturuyor, ona kitap okuyor ve Maviş’le ilgileniyorlardı.

Fatma Teyze de zamanla kızlara alışmıştı. Onları gördüğünde yüzünde küçük de olsa bir gülümseme beliriyordu.

Aylar böyle geçti.

Bir gün Türkan ve Sevgi yine huzurevine gittiler. Fakat bu kez Fatma Teyze’yi göremediler.

Fatma Teyze birkaç ay sonra hayata gözlerini yummuştu.

Kızlar bu haberi duyduklarında büyük bir üzüntü yaşadılar. Çünkü Fatma Teyze artık onların hayatında çok özel bir yere sahipti.

Fakat Fatma Teyze, ölmeden önce Türkan ve Sevgi’ye küçük bir mektup bırakmıştı.

Mektupta şöyle yazıyordu:

“Canım kızlarım,

Aylardır yanıma gelip benimle vakit geçiriyorsunuz. Bana kitap okuyorsunuz, beni dinliyorsunuz. Belki farkında değilsiniz ama bana yeniden değerli olduğumu hissettirdiniz.

Size bırakabileceğim bir malım, mülküm yok. Fakat benim için çok değerli olan Maviş’imi size emanet ediyorum.

Ona benim gibi iyi bakın.

Hakkınızı helal edin.

Allah’a emanet olun.

Sevgilerimle...

Fatma Teyzeniz.”

Türkan ve Sevgi mektubu okurken gözyaşlarına hâkim olamadılar.

Fatma Teyze artık yanlarında değildi. Ama onun sevgisi ve hatırası Maviş ile birlikte yaşamaya devam edecekti.

Kızlar Maviş’e baktılar.

 

“Merak etme Maviş,” dedi Türkan. “Sana çok iyi bakacağız.”

Sevgi da gözyaşlarını silerek:

“Fatma Teyze’ye verdiğimiz sözü asla unutmayacağız,” dedi.

O günden sonra Maviş, Türkan ve Sevgi’nin en değerli emanetlerinden biri oldu.

Kızlar, Fatma Teyze’nin kendilerine bıraktığı en büyük mirasın bir kuş değil, sevgi, vefa ve unutulmamanın ne kadar değerli olduğunu öğreten güzel bir hatıra olduğunu hiç unutmadılar.