Yedi Güzel Adam'ın Şairinden Erzurum İtirafı

Edebiyat tarihi, bazen tek bir cümleyle yeni bir kapı aralar. Arşivlerin

 arasında unutulmuş bir satır, yıllardır bilinmeyen bir gerçeği gün yüzüne çıkarır. İşte Alaeddin Özdenören'in Erzurum'la kesişen hikâyesi de böyle bir keşfin ürünü.

Türk edebiyatının müstesna isimlerinden, "Yedi Güzel Adam" olarak anılan edebiyat kuşağının önemli şairlerinden Alaeddin Özdenören'in vatani görevini Erzurum'da yaptığını öğrenmek, doğrusu heyecan verici bir sürpriz oldu. Yaptığımız araştırmalar, bizi 1969 yılının Dumlu'suna, 51. Tümen'e ve Şahap Paşa Tabyası'nın taş duvarları arasına götürdü.

Bir şairin askerlik yaptığı yer, ilk bakışta biyografik bir ayrıntı gibi görülebilir. Oysa mesele bundan çok daha fazlasıdır. Çünkü şairler yalnızca yaşadıkları şehirleri değil, gördükleri coğrafyaları da eserlerine taşırlar. Bir dağın sessizliği, bir tabyanın taş duvarları, dondurucu bir kış gecesi ya da yoksul bir köy evi; yıllar sonra bir mısraya, bir hatıraya, bir denemeye dönüşebilir.

Özdenören'in hatıralarını okurken satırların arasından Erzurum yükseliyor. Eski adı Tafta olan Gökçeyamaç Köyü, yer altına yapılmış evler, misafirperver insanlar, çetin hayat şartları... Bunlar yalnızca bir askerin gözlemleri değil; güçlü bir edebiyatçının hafızasında yer eden canlı tablolar.

En çok da şu cümle üzerinde durdum:

"Kışın ne demek olduğunu orada öğrendim."

Erzurum'u anlatmak için bundan daha kısa, daha etkili bir cümle kurulabilir mi?

Bu ifade, meteorolojik bir tespit değildir. Erzurum'un iklimini, insanını, sabrını ve direncini tek cümlede özetleyen güçlü bir tanıklıktır. Bu şehri gerçekten tanıyan herkes, o sözün ağırlığını hisseder.

Hatıralarda Şahap Paşa Tabyası da önemli bir yer tutuyor. Tarihin sessiz tanıkları olan tabyalar, yalnızca savaşların izlerini değil, Cumhuriyet döneminde görev yapan binlerce Mehmetçiğin anılarını da saklıyor. Alaeddin Özdenören de o isimlerden biriymiş. Demek ki bugün önünden geçtiğimiz taş duvarlar, bir zamanlar Yedi Güzel Adam'ın şairlerinden birinin ayak seslerine de şahitlik etmiş.

Şehirlerin hafızası sadece kitabelerde, arşiv belgelerinde ya da resmî kayıtlarda yaşamaz. Bazen bir şairin hatırasında, bazen bir mektupta, bazen de yıllar sonra yeniden okunan bir kitapta karşımıza çıkar.

Alaeddin Özdenören'in Erzurum günlerini yeniden hatırlamak, sadece onun biyografisine yeni bir bilgi eklemek değildir. Aynı zamanda Erzurum'un kültürel hafızasına yeni bir sayfa kazandırmaktır.

Belki de bundan sonra Şahap Paşa Tabyası'na bakan herkes, yalnızca bir askerî yapıyı değil, soğuk Erzurum gecelerinde nöbet tutan genç bir şairi de hayal edecektir. Ve o şairin yıllar sonra kaleme aldığı şu cümle, tabyanın taş duvarlarında yankılanmaya devam edecektir:

 

"Kışın ne demek olduğunu orada öğrendim."