ALTIN GÜNÜ

Yayınlanma : 01 Eylül 2026 13:51

Sabah erkenden uyanan Fatma ve İlknur, anneleri Leyla Hanım’ın evin içinde yoğun bir hazırlık yaptığını gördüler. Önce ne olduğunu anlayamadılar. Merakla annelerinin yanına giderek sordular:

— Anneciğim, bugün neden bu kadar hazırlık yapıyorsun?

Leyla Hanım gülümseyerek:

— Kızlar, bugün benim altın günüm var. Arkadaşlarım bize gelecek. Onları güzel bir şekilde ağırlamak istiyorum, dedi.

Leyla Hanım bir yandan yemekleri hazırlıyor, bir yandan da evin her köşesini temizliyordu. Fırından çıkan poğaçaların kokusu bütün evi sarmıştı.

Fatma ile İlknur bu organizasyonun biraz sıkıcı olacağını düşündükleri için başlangıçta katılmak istemediler. Ancak babalarının da bugün bir iş toplantısı olduğu için annelerine yardım etmek amacıyla evde kaldılar.

Birlikte yemek masasını hazırladılar. Tabaklar, bardaklar ve çatal bıçaklar yerleştirildi. Hazırlıklar tamamlandığında Leyla Hanım masanın üzerine küçük, kırmızı bir kese koydu.

Fatma merakla keseyi göstererek:

— Anneciğim, bu keseyi neden masanın üzerine koydun? Ne işe yarıyor? diye sordu.

Leyla Hanım:

— Kızlar, bu kese misafirlerimizin getirecekleri altınları koymak için. Altın günlerinde sırayla birbirimize altın veririz, dedi.

İlknur şaşkınlıkla:

— Anne, siz neden böyle bir şey yapıyorsunuz? diye sordu.

Leyla Hanım kızlarına dönerek:

— Kızlar, fatmanda burada asıl mesele altın ya da para değil. Bizim amacımız arkadaşlarımızla bir araya gelmek, sohbet etmek ve birlik, beraberlik içinde güzel bir gün geçirmek. Altın sadece bu buluşmanın bir parçası, dedi.

Fatma:

— Peki anneciğim, birbirinize nasıl bu kadar güvenebiliyorsunuz? diye sordu.

Leyla Hanım:

— Kızım, gerçek arkadaşlık kolay kazanılmaz. Biz de arkadaşlarımızı güvenebileceğimiz insanlardan seçiyoruz. Aramızdaki dostluk ve güven sayesinde böyle konularda birbirimizden şüphe etmiyoruz, diye cevap verdi.

Tam o sırada kapının zili çaldı. Misafirler yavaş yavaş gelmeye başlamıştı.

Fatma ve İlknur da mutfakta annelerine yardım ederek servis için tabakları hazırladılar. Herkes geldikten sonra misafirler yemek masasına oturdu. Evde sıcak ve samimi bir sohbet başladı.

Kadınlar zaman zaman eşlerinden, zaman zaman da yakınlarından söz ediyor; çocuklarının hangi liseyi veya üniversiteyi kazandığını birbirlerine anlatıyorlardı. Kahkahalar eşliğinde güzel bir sohbet yapıyorlardı.

Yemekler yenildikten sonra Fatma ve İlknur sofrayı toplamaya başladılar.

Necla Hanım, kızları görünce:

— Maşallah Leyla Hanım! Kızların da pek hamaratmış. Sana çok yardım ediyorlar mı? diye sordu.

Leyla Hanım gülümseyerek:

— Ah Necla, kızlarım benim canlarım. Elimi sıcak sudan soğuk suya sokmazlar, dedi.

Muhsine Hanım ise:

— Maşallah Leyla Hanım. Benim de iki kızım var ama vallahi yerlerinden kalkmıyorlar. Bütün evin yükü benim üzerimde. Artık bıktım, dedi.

Leyla Hanım, Muhsine Hanım’a dönerek:

— Muhsine Hanım, sizi de biliyoruz. Kızlara sürekli bağırıp çağırıyorsunuz. Böyle olunca onlar da size yardım etmek istemiyor. Siz onlara biraz daha güzel bir dille yaklaşsanız, eminim onlar da size severek yardım ederler, dedi.

Muhsine Hanım:

— Sen bilmiyorsun Leyla. Daha benim ömrümü yediler. Yediriyorum, içiriyorum, harçlıklarını eksik etmiyorum ama yine de onlara yaranamıyorum, diye karşılık verdi.

Leyla Hanım:

— Muhsine Hanım, her şey yemek, içmek ve harçlık vermekten ibaret değil ki! Çocukların sevgiye, ilgiye ve anlayışa da ihtiyacı var. Sen onlara güler yüz göstermiyorsun, onlar da sana aynı şekilde karşılık veriyor, dedi.

Fatma, konuşmalara karışmak istemese de dayanamadı. Bir süre sessiz kaldıktan sonra:

— Muhsine teyze, daha dün Bahtınur yanıma geldi. Canı çok sıkkındı. Nedenini sorduğumda, “Annem sizinle cumartesi günü tiyatroya gitmeme izin vermedi. Bir de bana kızdı.” dedi, diye anlattı.

Muhsine Hanım:

— Ne işi var kızım tiyatroda? Otursun evde, ders çalışsın. Biz onun için o kadar emek veriyoruz, dedi.

Leyla Hanım:

— Muhsine, bence burada biraz yanlış düşünüyorsun. Sen sürekli kızların evde kalmasını ve ders çalışmasını istiyorsun. Ama Bahtınur artık on dört yaşında. Onun da hayatı tanımaya, arkadaşlarıyla vakit geçirmeye, sosyal etkinliklere katılmaya ihtiyacı var. Her şey sadece ders çalışmak değil, dedi.

Fatma annesine bakarak:

— Anneciğim, çok haklısın. Sen bize her zaman her şeyin zamanında ve yerinde yapılması gerektiğini öğrettin. Ders çalışmanın da eğlenmenin de bir zamanı vardır, dedi.

İlknur da annesine sarılarak:

— Anneciğim, bize karşı her zaman bu kadar anlayışlı ve duyarlı olduğun için sana teşekkür ederiz, dedi.

Muhsine Hanım bir süre düşündükten sonra:

— Galiba hepiniz haklısınız. Kızlarıma karşı davranışlarımı biraz daha gözden geçirmeliyim. Onlara daha anlayışlı davranmaya çalışacağım, dedi.

Leyla Hanım gülümseyerek:

— İşte önemli olan da bu Muhsine. Çocuklarımızla konuşmak, onları anlamaya çalışmak ve onlara güvenmek gerekiyor, dedi.

Bu konuşmanın ardından misafirler sırayla kırmızı kesenin içine altınlarını bıraktılar. Leyla Hanım kesenin ağzını kapatıp güvenli bir yere kaldırdı.

Bir süre sonra kadınlar Erzurum oyun havalarından açtı. Müzik evin içinde yankılanmaya başlayınca herkes salona geçti ve halay çekmeye başladı.

Fatma şaşkınlıkla annesine:

— Anne, neden Erzurum’da yapılan hemen her eğlencede bu türküler açılıyor ve halay çekiliyor? diye sordu.

Leyla Hanım gülerek:

— Kızlar, Erzurum insanı eğlenmeyi, bir araya gelmeyi ve dostlarıyla vakit geçirmeyi sever. Erzurum oyun havaları da bu güzel buluşmaların vazgeçilmezlerinden biridir. Bakın, herkes nasıl da mutlu! Birlikte eğlenmek, insanların arasındaki dostluğu ve beraberliği daha da güçlendiriyor, dedi.

İlknur:

— Haklısın anneciğim. Erzurum insanı gerçekten sıcakkanlı ve dost canlısı. Bir araya geldiklerinde mutluluklarını da birbirleriyle paylaşıyorlar, dedi.

Halaylar ve eğlence uzun süre devam etti. Akşam olup hava karardığında misafirler yavaş yavaş evlerine dağılmaya başladılar.

Ev sessizleştiğinde Fatma ve İlknur birbirlerine baktılar.

Sabah bu günü sıkıcı bulmuşlardı. Fakat şimdi ikisinin de yüzünde kocaman bir gülümseme vardı.

Fatma:

— İlknur, hani bugün çok sıkıcı olacaktı?

İlknur gülerek:

— Galiba yanılmışız. Hem eğlendik hem de annemizden çok şey öğrendik, dedi.

Fatma da gülümseyerek:

— Evet. Demek ki bazen güzel bir gün geçirmek için büyük şeylere gerek yok. Birlikte olmak yeterliymiş.

Leyla Hanım kızlarına bakarak gülümsedi.

O gün Fatma ve İlknur, dostluğun, güvenin, aile sevgisinin ve birlik beraberliğin değerini bir kez daha anlamışlardı.