Bu soruların cevapları, dönemin petrol arama teknikleriyle ve bölgenin jeolojik yapısıyla birlikte araştırılmalıdır. Belgenin kendisi bize bütün bu soruların cevabını vermiyor. Araştırma sahasının genişliği, Fransızların bölgeyi bütüncül biçimde incelemeyi planladıklarını göstermesi bakımından dikkat çekicidir.
Erzurum'un Listenin Başında Olması
Bir petrol araştırma heyetinin ziyaret edeceği bölgeler arasında Erzurum'un bulunması tek başına olağanüstü bir durum olmayabilir. Burada dikkat çeken nokta, Erzurum'un araştırma sahasının ilk sırasında yer almasıdır. Bu durum ister jeolojik bir varsayımın, ister ulaşım ve coğrafî şartların, isterse başka bir ekonomik veya stratejik hesabın sonucu olsun, araştırılması gereken bir ayrıntıdır. Zira Erzurum, Doğu Anadolu'nun ortasında duran sıradan bir nokta değildi. Şehir, Kafkasya'ya açılan yolların üzerinde bulunuyor, İran'a uzanan güzergâhlarla bağlantı kuruyor ve güneyde Mezopotamya'ya doğru uzanan geniş coğrafyanın kuzeyinde yer alıyordu. Dolayısıyla Erzurum'un petrol araştırmalarında başlangıç noktası olarak seçilmesinin arkasında yalnızca petrol ihtimali değil, bölgenin ulaşım ve coğrafî konumu da bulunabilir. Ancak bu ihtimallerden hangisinin belirleyici olduğunu söylemek için şirketin kendi raporlarına ulaşmak gerekiyor.
Bir Haritanın Peşinden
Bu noktada petrol araştırmalarının doğasına bakmak gerekir. Petrol aramak, yalnızca toprağı kazıp kuyu açmak değildir. Petrol jeolojisi; kayaçların yapısının, fayların, kıvrımların, tortul havzaların, doğal sızıntıların ve yer altı oluşumlarının incelenmesini gerektirir. XX. yüzyılın başlarında bu çalışmalar bugünkü teknik imkânlara sahip değildi. Buna rağmen dönemin jeologları ve mühendisleri arazide gözlemler yapıyor, kayaçları inceliyor, haritalar çıkarıyor ve petrol emarelerini kayıt altına alıyordu. Dolayısıyla Fransız heyetinin Erzurum'dan Zaho'ya kadar uzanan bir araştırma sahası istemesi, bölgeyi daha geniş bir jeolojik sistem içerisinde değerlendirmiş olabilecekleri ihtimalini gündeme getiriyor. Burada henüz kesin bir sonuç yok. Araştırmaya değer güçlü bir ipucu var.

İngilizlerin Erzurum'a Uzanan Bakışı
Fransızların 1922 tarihli araştırma talebi, aynı dönemde bölgenin başka büyük devletler tarafından da incelendiği bilgisiyle birlikte değerlendirildiğinde daha anlamlı hâle geliyor. Özellikle Musul petrolleri çevresinde şekillenen İngiliz politikası, bölgenin doğal kaynaklarını uluslararası siyasetin önemli unsurlarından biri hâline getirmişti. Musul'un petrol bakımından taşıdığı değer artık sır değildi. Ancak petrolün bulunduğu yer ile petrolün oluştuğu veya petrol sistemini meydana getiren jeolojik yapıların sınırları aynı olmak zorunda değildi. İşte bu nedenle kuzeydeki bölgelerin jeolojik özellikleri de araştırma konusu hâline gelebilirdi. Erzurum'a ilişkin bazı İngiliz raporlarında Musul petrol sahalarının kuzeydeki jeolojik yapılarla ilişkisine dair değerlendirmeler bulunduğu ileri sürülmektedir. Bu iddiaların her biri belge üzerinden ayrı ayrı doğrulanmalıdır. Özellikle “Musul petrollerini besleyen ana damarların Erzurum'dan başladığı” şeklindeki ifadeler, modern jeoloji açısından doğrudan kabul edilmeden önce teknik raporların asıllarıyla karşılaştırılmalıdır. Bir petrol havzasının “kaynağı” veya “beslenme hattı” gibi ifadeler, günlük dilde kullanılan anlamlarından çok daha teknik kavramlardır. Bu nedenle tarihî bir raporda geçen ifade ile günümüz petrol jeolojisinin kullandığı kavram arasında birebir eşleşme kurmak doğru olmayabilir. Böyle bir ifadenin tarihî bir belgede bulunması bile araştırma açısından son derece değerlidir.
“Musul Petrollerinin Ana Kaynağı Erzurum'dadır”
Erzurum petrol tarihinin en çok tartışılabilecek başlıklarından biri de 1930'lu yıllarda Türk mühendislerine atfedilen bu tespittir. Dönemin Türk mühendislerinin Musul petrollerinin oluşumu ve jeolojik bağlantıları üzerine bir çalışma yaptığı, bu çalışmanın uluslararası basına da yansıdığı ve Mısır'ın önemli gazetelerinden Al-Ahram tarafından haberleştirildiği belirtilmektedir. Haberde, Türk mühendislerinin ulaştığı sonucun özeti olarak: “Musul petrollerinin ana kaynağı Erzurum'dadır.” ifadesi aktarılmıştır. Bu cümle, kitabımızın en dikkat çekici belgelerinden ve iddialarından biri olacaktır. Bu cümleyi bir sonuç olarak değil, araştırılması gereken tarihî bir tespit olarak ele almak gerekir. Burada iki farklı alan birbirinden ayrılmalıdır: Tarihî iddia ve modern jeolojik gerçeklik. Tarihçi, 1930'larda böyle bir görüşün ortaya atıldığını, bunun basına yansıdığını ve diplomatik yazışmalara konu olduğunu ortaya koyabilir. Jeolog ise bu görüşün günümüz bilimsel verileri açısından geçerliliğini değerlendirebilir. İki disiplin birlikte çalıştığında ancak daha sağlıklı bir sonuç elde edilebilir.


