Bugünkü köşe yazımı Teknofeste ayırmak istiyorum.
Mavi Vatan vesilesiyle Gölcük Tersanesi’nde ortaya konulan yerli ve millî savunma sanayimizin geldiği noktayı görmek hepimiz için büyük bir gurur. Denizin üstünde seyreden gemilerden, denizin derinliklerinde görev yapacak denizaltılara kadar uzanan bu büyük başarı hikâyesinin arkasında yalnızca teknoloji, mühendislik ve projeler yok.
Bu hikâyenin en önemli kahramanlarından biri de alın teriyle çalışan savunma sanayii işçileridir.
Bugün Türkiye, kendi savaş gemisini, kendi denizaltısını, kendi savunma sistemlerini tasarlayıp üretebilen bir ülke konumuna geldiyse, bunun arkasında yılların birikimi, tecrübesi ve emeği vardır. O emeğin en güçlü temsilcilerinden biri de Türk Harb-İş üyesi işçi kardeşlerimizdir.
Gölcük Tersanesi’nde, İstanbul’da, Ankara’da, Erzurum’da ve savunma sanayimizin farklı noktalarında görev yapan Harb-İş işçileri sıradan birer çalışan değildir.
Onlar kalifiye, tecrübeli ve yaptığı işin sorumluluğunu omuzlarında taşıyan savunma sanayii emekçileridir.
Bir kaynak hatasının, bir ölçüm yanlışlığının, bir montaj kusurunun yalnızca bir üretim problemi olmadığı; gerektiğinde bir geminin, bir aracın, bir sistemin ve hatta insan hayatının güvenliği anlamına geldiği işlerde çalışıyorlar.
Günlerce, aylarca aynı parçanın başında büyük bir dikkatle çalışan; gerektiğinde mesaiye kalan, gece gündüz demeden üretimin içerisinde olan bu insanların emeği çoğu zaman ortaya çıkan büyük projelerin gölgesinde kalıyor.
Oysa bir denizaltının gövdesinde, bir savaş gemisinin makine dairesinde, bir zırhlı aracın mekanik sisteminde veya savunma sanayiine ait herhangi bir platformda işçinin elinin, gözünün, tecrübesinin ve alın terinin izi vardır.
Ve bugün hepimizin gururla baktığı MİLDEN gibi büyük projelerin arkasında da bu emek vardır.
Peki bu emeğin karşılığı ne?
İşte burada insanın içini acıtan bir gerçek karşımıza çıkıyor.
Türkiye’nin millî savunmasına hizmet eden, yılların tecrübesine sahip, teknik bilgi ve becerisi yüksek, kalifiye savunma sanayii işçilerinin ekonomik şartları maalesef yaptıkları işin ağırlığıyla her zaman örtüşmüyor.
Bir tarafta dünya standartlarında projeler üretiyoruz.
Bir tarafta ihracat hedefleri koyuyor, başka ülkelerden işbirliği teklifleri alıyoruz.
Bir tarafta “yerli ve millî üretim” diyerek haklı bir gurur yaşıyoruz.
Ama bütün bunları gerçekleştiren emekçinin evine götürdüğü ekmeğin hesabını yapmak zorunda kalması, geleceğine dair kaygı taşıması kabul edilmemelidir.
Millî teknoloji güçlüdür ama o teknolojiyi üreten insan ekonomik olarak güçlü değilse, bu gücü sürdürülebilir kılmak mümkün değildir.
Savunma sanayii işçisi yalnızca bugün için değil, Türkiye'nin geleceği için de korunması gereken bir değerdir.
Çünkü yetişmiş bir işçiyi kaybetmek, sadece bir çalışanı kaybetmek değildir.
Yılların tecrübesini, ustalığını, kurumsal hafızasını ve üretim kültürünü kaybetmektir.
Bugün dünyanın birçok ülkesi nitelikli insan gücünü kendi ülkesine çekmek için büyük imkânlar sunarken, bizim yetişmiş işçimizin emeğinin değerini daha iyi korumamız gerekiyor.
Kalifiye işçi yetiştirmek yıllar alır; kaybetmek ise bazen bir karar kadar kısa sürer.
Bu nedenle savunma sanayiimizin geleceğini konuşurken sadece yeni gemilerden, yeni uçaklardan, yeni araçlardan ve yeni teknolojilerden söz etmemeliyiz.
O teknolojiyi üreten insandan da söz etmeliyiz.
Çünkü Türkiye'nin en önemli millî sermayelerinden biri de işte o insan kaynağıdır.
TEKNOFEST Mavi Vatan'da gençlerimizin gözlerindeki heyecanı gördük. Onların gelecekte mühendis, teknisyen, usta ve savunma sanayii çalışanı olarak bu büyük üretim ekosistemine katılmasını istiyoruz.
Öyleyse bugünün emekçisine de sahip çıkmalıyız ki yarının gençleri bu ülkenin savunma sanayiinde çalışmayı bir gurur ve gelecek olarak görsün.
Biz Türk Harb-İş olarak teknolojiye, üretime, millî savunma sanayiimize ve Türkiye'nin güçlü geleceğine inanıyoruz.
Ama şunu da açıkça söylüyoruz:
Yerli ve millî üretimin ruhu, o üretimin başındaki insanın alın teridir.
Gölcük Tersanesi'nde bir denizaltının üzerinde çalışan işçinin, 55'inci Bakım Fabrikası'nda bir aracın başında saatlerce emek veren ustanın, savunma sanayiimizin herhangi bir noktasında görev yapan teknisyenin emeği; bu ülkenin bayrağı kadar değerlidir.
Onların emeğini alkışlamak güzeldir.
Onları gururla anlatmak güzeldir.
Ama asıl mesele, o emeğin hakkını vermektir.
Bugün Mavi Vatan'da gördüğümüz her gemide, her denizaltıda ve her millî projede Türkiye'nin gücünü görüyoruz.
Ben ise o projelere baktığımda, biraz daha farklı bir şey görüyorum:
Bir işçinin nasırlı ellerini…
Ustasının yıllar içinde kazandığı tecrübeyi…
Sabahlara kadar süren mesaileri…
Çocuğunun rızkı için çalışan bir babanın sessiz fedakârlığını…
Ve Türkiye'nin geleceği için dökülen alın terini…
Mavi Vatan'ın üzerinde bayrağımız dalgalanıyorsa, o bayrağın altında alın teri döken emekçilerimizin de hakkı vardır.
Onlara sadece teşekkür değil, hak ettikleri değeri vermek hepimizin sorumluluğudur.
Selam olsun Gölcük Tersanesi'nin emekçilerine…
Selam olsun savunma sanayiimizin isimsiz kahramanlarına
Selam olsun alın teriyle Türkiye'nin geleceğini inşa eden Harb-İş işçilerine…
Çünkü biz biliyoruz ki; güçlü Türkiye, güçlü savunma sanayiiyle; güçlü savunma sanayii ise emeğinin hakkını alan güçlü işçilerle mümkündür.
Rabbime emanet olun kalın sağlıcakla...


