Sıla-i Rahim Vakti

Yaz mevsimi geldiğinde yollar sadece şehirleri birbirine bağlamaz. Bazı yollar vardır ki insanı çocukluğuna, hatıralarına, anne duasına, baba ocağına, dedesinin dizinin dibine götürür. İşte o yolun adı sıla-i rahimdir.

Bugün Türkiye’nin dört bir yanında, hatta dünyanın farklı ülkelerinde yaşayan yüz binlerce Erzurumlu var. Hayat onları memleketlerinden uzaklara taşımış olabilir. Fakat hangi şehirde yaşarsa yaşasın, hangi mesleği yaparsa yapsın, yüreğinin bir köşesinde hep Erzurum vardır.

Çünkü Erzurum sadece doğulan bir şehir değildir.

Erzurum, insanın ruhuna işleyen bir aidiyet duygusudur.

İşte onun için diyorum ki…

Bu yaz rotamızı yeniden memlekete çevirelim.

Çocuklarımızı yalnızca deniz kenarlarına değil; dedelerimizin iz bıraktığı sokaklara da götürelim.

Onlara sadece tatili değil, köklerini de gösterelim.

Çünkü geçmişini tanımayan bir neslin geleceğini sağlam inşa etmesi kolay değildir.

Erzurum, binlerce yıllık medeniyetlerin birbirine emanet ettiği kadim bir şehirdir. Bu topraklarda nice devletler hüküm sürdü; nice alimler yetişti; nice kahramanlar tarih yazdı. Selçuklu’nun zarafeti, Saltukluların vakarı, Osmanlı’nın asaleti bugün hâlâ şehrin taşlarına, sokaklarına ve eserlerine sinmiş durumdadır.

Göğe doğru yükselen Çifte Minareli Medrese yalnızca bir taş yapı değildir; ilmin, estetiğin ve Selçuklu medeniyetinin sessizce konuşan bir şaheseridir. Yakutiye Medresesi’nin taş işçiliğine bakarken sanatın sabırla nasıl yoğrulduğunu hissedersiniz. Ulu Cami’nin huzur veren atmosferi, Erzurum Kalesi’nin heybeti ve Üç Kümbetler’in asırlara meydan okuyan duruşu, ziyaretçilerine tarihle iç içe bir yolculuk sunar.

Bu şehir sadece taşlarıyla değil, kahramanlarıyla da büyüktür.

1877-1878 Osmanlı-Rus Harbi’nde Aziziye Tabyaları’nda gösterdiği eşsiz cesaretle milletimizin gönlünde ölümsüzleşen Nene Hatun, Erzurum’un fedakârlığının ve vatan sevgisinin en güçlü sembollerinden biridir. Onun taşıdığı iman, cesaret ve mücadele ruhu bugün hâlâ bu şehrin sokaklarında hissedilir.

Erzurum, sadece kahramanlar değil, gönül insanları da yetiştirmiştir. Alvarlı Efe Hazretleri’nin hikmet dolu sözleri, bu toprakların manevi iklimini asırlardır beslemektedir. Bu şehirde tarih ile maneviyat, kültür ile vefa aynı sofrada buluşur.

Palandöken denildiğinde çoğumuzun aklına kar gelir. Oysa yaz aylarında Palandöken bambaşka bir güzelliğe bürünür. Serin havası, yemyeşil yamaçları ve tertemiz atmosferiyle şehir hayatının yorgunluğunu unutturur. Sabahın erken saatlerinde dağın eteklerinde yürürken ciğerlerinize dolan havanın kıymetini kelimelerle anlatmak kolay değildir.

Erzurum’un güzelliği yalnızca merkezinden ibaret değildir. Her ilçesi ayrı bir hikâye, ayrı bir zenginlik taşır.

Tortum Şelalesi’nin coşkun suları insanı hayran bırakırken, Uzundere’nin yemyeşil doğası huzurun tarifini yeniden yapar. Narman’ın kırmızı peribacaları Anadolu’nun saklı hazinelerinden biridir. İspir, Çoruh’un bereketiyle doğa tutkunlarını kendine çeker. Oltu, dünyaca tanınan Oltu taşıyla kültürümüzün önemli değerlerinden biridir. Horasan’ın bereketli ovaları, Aşkale’nin yaylaları, Pasinler’in tarihi, Olur’un, Şenkaya’nın, Tekman’ın, Hınıs’ın, Karaçoban’ın, Karayazı’nın, Köprüköy’ün, Pazaryolu’nun ve Çat’ın kendine has güzellikleri Erzurum’u bir açık hava müzesine dönüştürmektedir.

Elbette Erzurum denince sofralar da unutulamaz.

Cağ kebabının eşsiz lezzeti, kadayıf dolmasının dillere destan tadı, ayran aşı, su böreği, tandır ekmeği, civil peyniri, göğermiş peynir, kete, erişte, dut çullaması ve nice yöresel lezzet, sadece mideyi değil gönlü de doyurur. Erzurum’da misafir sofraya oturduğunda önce ikram edilir, sonra kim olduğu sorulur. İşte bu, Erzurum insanının asırlardır değişmeyen karakteridir.

Sıla-i rahim yalnızca anne babayı ziyaret etmek değildir.

Bir amcanın kapısını çalmaktır.

Bir teyzenin elini öpmektir.

Bir komşuya “Nasılsın?” diyebilmektir.

Çocuklara dedelerinin mezarını gösterebilmektir.

Köy çeşmesinden su içirebilmektir.

Mahalle arasında top oynadığımız sokakları yeniden yürüyebilmektir.

Çünkü insan bazen en çok, geldiği yeri yeniden hatırlamaya ihtiyaç duyar.

Üstelik memlekete yapılan her ziyaret sadece hasret gidermek değildir. Açılan her otel odası, dolan her lokanta, yapılan her alışveriş, köyden alınan her kilo bal, peynir, tereyağı, pestil, dut ve ehram; Erzurum ekonomisine can verir. Esnaf kazanır, üretici kazanır, çiftçi kazanır. İç turizm yalnızca şehirleri değil, umutları da büyütür.

Belki de bu yaz çocuklarımıza bırakacağımız en değerli miras, pahalı bir tatil değil; onları kendi kökleriyle tanıştırmak olacaktır.

Çünkü insanın gerçek zenginliği, nereden geldiğini unutmamasıdır.

Gelin…

Bu yaz biraz hasret giderelim.

Bir büyüklerimizin duasını alalım.

Bir çocukluğumuzun sokaklarında yürüyelim.

Bir tarihimize dokunalım.

Bir de Erzurum’un serin rüzgârını ciğerlerimize çekelim.

İnanıyorum ki bu kadim şehir, her gelen misafirini yine aynı samimiyetle bağrına basacaktır.

Bu yaz tatilinizi sadece dinlenmek için değil; köklerinizi yeniden hatırlamak için de değerlendirin.