Erzurum’dan Ayrılırken…
Her memlekete yapılan yolculuk, insanın biraz da kendi geçmişine yaptığı bir yolculuktur. Benim için de Erzurum öyle…
Birkaç gün çocukluğumun geçtiği topraklarda, dostlarımın arasında, köyümün havasını soluyarak zaman geçirdim. Şimdi yeniden Ankara’daki hayatıma döndüm ama bavulumda sadece eşyalarım yok. Yanımda özlem, hasret, sevinç ve biraz da hüzün getirdim.
Erzurum… Tarihiyle, kültürüyle, yiğit insanlarıyla, dadaş duruşuyla her zaman gönlümde ayrı bir yere sahip. Bu şehir, sadece taş binalarıyla değil; vefasıyla, samimiyetiyle ve insanının mertliğiyle de büyüleyici bir şehir. Her sokağında ayrı bir hatıra, her köşesinde ayrı bir hikâye saklı.
Bu ziyaretimde dostlarımla bir araya geldim. Yıllar geçse de değişmeyen dostlukların kıymetini bir kez daha anladım. Eski sohbetler yeniden canlandı, yeni hatıralar biriktirdik. İnsan bazen birkaç güzel sohbetin, uzun zamandır hissetmediği huzuru verdiğini fark ediyor.
Köyüme de gittim. Tarlaya indim, ot biçtim. Toprağa dokunmanın, alın terinin ne demek olduğunu yeniden hissettim. Ancak bu kez tarlalarda sadece emeği değil, büyük bir hüznü de gördüm.
Bu yıl yağışların fazlalığı, ardından gelen soğuk hava birçok ekili araziyi olumsuz etkilemiş. Özellikle arpa tarlalarının önemli bir kısmı ürün vermek yerine ota dönmüş. Biçerdöver bekleyen başakların yerine, ot biçmek zorunda kalındığını görmek gerçekten insanın yüreğini burktu.
Orada sadece kendi tarlam için üzülmedim. O bölgede yaşayan bütün üreticiler adına üzüldüm. Çünkü çiftçilik, uzaktan bakıldığında sadece ekmek ve biçmek gibi görünse de aslında bir yıl boyunca verilen sabrın, emeğin ve umudun adıdır. Çiftçi, toprağa yalnızca tohum bırakmaz; geleceğini, alın terini ve ailesinin rızkını da bırakır.
Sonra bir yağmur, ardından gelen soğuklar ve beklenmedik iklim şartları aylarca verilen emeği birkaç günde alıp götürebiliyor. İşte en ağır olan da bu. Çiftçinin kaderi sadece çalışmak değil, aynı zamanda tabiatın insafını beklemek oluyor.
Bugün iklim değişikliğinin etkilerini her geçen gün daha fazla hissediyoruz. Tarımın sürdürülebilir olması için üreticimizin daha güçlü desteklenmesi, risklerinin azaltılması ve emeğinin korunması artık her zamankinden daha büyük önem taşıyor.
Erzurum’dan yine mutlu ayrıldım. Çünkü dostlarımı gördüm, memleketimin havasını içime çektim, köyümün toprağına bastım. Ama aynı zamanda çiftçimizin yaşadığı sıkıntıları da yerinde gördüm. Bu yüzden ayrılırken gönlümün bir köşesinde buruk bir his vardı.
Dileğim odur ki gelecek yıl bu bereketli topraklarda yüzler daha çok gülsün. Başaklar dolsun, harmanlar bereketlensin, çiftçimizin bir yıllık emeği hak ettiği karşılığı bulsun.
Ve biliyorum ki Erzurum, bütün zorluklara rağmen dimdik ayakta duran insanların şehridir. Dadaş duruşu; sadece yiğitlik değil, sabır, emek, vefa ve memleket sevgisidir.
Ankara’ya döndüm…
Ama gönlümün bir yanı yine Palandöken’in eteklerinde, köyümün tarlalarında ve Erzurum’un yiğit insanlarının arasında kaldı.
Bazı şehirlerden ayrılırsınız, bazı şehirler ise sizden hiç ayrılmaz. Erzurum, benim için işte tam da böyle bir şehir…
Kalın Sağlıcakla…

