ADALET HERKESE LAZIM OLACAK!

Yayınlanma : 13 Ekim 2026 14:43

Adalet… İnsanın en çok ihtiyaç duyduğu, bazen ararken yorulduğu, bazen de elinde imkân varken başkasından esirgediği en büyük değerlerden biri. Oysa insan bugün makam sahibi olabilir, yarın o makama ihtiyaç duyabilir. Bugün karar veren olabilir, yarın hakkında karar verilmesini bekleyebilir. Bugün güçlü olabilir, yarın bir başkasının adaletine sığınabilir.

İşte bu yüzden adalet, yalnızca mahkeme salonlarında aranan bir kavram değildir. Adalet; devlet yönetiminde, belediyede, kurumda, iş yerinde, ailede, arkadaşlıkta ve insanın hayatına dokunduğu her yerde olmalıdır.

Devlet başkanı da olsanız, bakan da, milletvekili de, belediye başkanı da, kurum amiri ya da müdürü de olsanız değişmez. Makamınız ne kadar büyük olursa olsun, adalet duygunuz makamınızdan daha büyük olmak zorundadır. Çünkü makamlar geçicidir, unvanlar değişir, koltuklar el değiştirir. Fakat yapılan iyilik de haksızlık da insanların hafızasında iz bırakır.

Adalet, insanın kim olduğuna göre değil, haklı olup olmadığına göre karar vermektir.

Peki, bunu başarabiliyor muyuz?

Bazen bir insanı sevdiğimiz için hatasını görmezden geliyoruz. Bazen bize yakın olduğu için hakkı olmayan bir imkânı onun için istiyoruz. Bazen de aramızda kırgınlık, küslük ya da kişisel bir hesap bulunduğu için haklı olduğu hâlde bir insanın hakkını teslim etmekten kaçınıyoruz.

İşte asıl imtihan tam da burada başlıyor.

Çünkü adalet, yalnızca sevdiğimiz insanlara karşı adil davranmak değildir. Bize yakın olanı korurken uzağımızdakinin hakkını da gözetebilmektir. Bizimle aynı düşünmeyen, bizimle aynı safta durmayan, hatta aramızda husumet bulunan bir insanın bile hakkını teslim edebilmektir.

İnsan, sevmediği birinin haklı olduğunu kabul edebiliyorsa işte o zaman adalete yaklaşmış demektir.

Bir düşünelim…

İnsana, kendi aleyhine bile olsa adaletten ayrılmaması söyleniyorsa burada ne kadar büyük bir sorumluluk vardır! İnsan kendi çıkarını bir kenara bırakacak, yakınını kayırmayacak, makamını ya da gücünü gerçeğin önüne koymayacaktır.

Bugün hepimizin kendisine sorması gereken soru şudur: Benim yakınım söz konusu olduğunda da adil miyim? Benim çıkarım söz konusu olduğunda da aynı doğruları savunabiliyor muyum?

Eğer adalet yalnızca başkasına uygulanmasını istediğimiz bir kural hâline gelmişse orada ciddi bir sorun var demektir.

Ne kadar anlamlı, ne kadar düşündürücü!

Bazen İnsanların toplumdaki konumu, zenginliği, ailesi ya da nüfuzu adaletin ölçüsü olamaz.

Güçlüye başka, güçsüze başka ölçü uygulandığında adalet yara alır. Bir insanın kimliği, tanıdıkları veya makamı onun için ayrıcalık sebebi hâline geldiğinde toplumun adalet duygusu zedelenir.

İslam’ın adalet anlayışı, kişiye göre değişen bir adalet değildir. Hak söz konusu olduğunda ölçü herkes için aynı olmalıdır.

 

MAKAMIN VARSA SORUMLULUĞUN DA VARDIR

Bugün devlet yönetiminden yerel yönetimlere, kamu kurumlarından çalışma hayatına kadar her alanda adalete ihtiyaç duyuyoruz.

Bir belediye başkanı, kendisine yakın olanla olmayan arasında ayrım yapmamalıdır. Bir kurum müdürü, sevdiği çalışanı kayırıp sevmediği çalışanın emeğini görmezden gelmemelidir. Bir yönetici, kendisiyle aynı fikirde olanı ödüllendirirken farklı düşüneni cezalandırma anlayışıyla hareket etmemelidir.

Bir görev dağılımı yapılacaksa liyakat gözetilmelidir. Bir hak teslim edilecekse kişisel yakınlık değil, haklılık esas alınmalıdır. Bir anlaşmazlık çözülecekse önce tarafların kim olduğuna değil, olayın gerçeğine bakılmalıdır.

Elbette her karar herkesi memnun etmeyebilir. Her insanın beklentisini karşılamak mümkün olmayabilir. Ancak önemli olan, alınan kararın adil, gerekçeli ve hakkaniyetli olmasıdır.

Çünkü insanlar bazen istediklerini elde edemedikleri için üzülürler; fakat kendilerine eşit ve adil davranıldığını gördüklerinde alınan kararı daha kolay kabullenebilirler.

Adaletin olmadığı yerde ise en küçük mesele bile büyük bir kırgınlığa dönüşür. İnsanlar yönetime, kuruma ve birbirlerine olan güvenlerini kaybetmeye başlarlar.

ŞAHSİ HESAPLAR, KİŞİSEL ÇIKARLAR BİR KENARA BIRAKILMALI

Bir de hayatın içinden gelen başka bir mesele var…

Küslükler, çekişmeler, rekabetler, eski hesaplar ve bitmeyen kişisel meseleler…

Bazen insanlar sırf birbirlerini sevmedikleri için birbirlerinin başarısını görmek istemezler. Bazen birinin yaptığı güzel bir işi takdir etmek yerine kusur aramayı tercih ederler. Bazen de haklı olduğunu bildikleri bir insana sırf aralarında sorun var diye destek olmaktan kaçınırlar.

Oysa insanın karakteri, yalnızca dostuna nasıl davrandığıyla ölçülmez. Asıl karakter, anlaşamadığı insana karşı nasıl davrandığında ortaya çıkar.

Bir insanı sevmeyebilirsiniz. Onunla aynı düşüncede olmayabilirsiniz. Hatta geçmişte yaşadığınız bir mesele yüzünden yollarınızı ayırmış da olabilirsiniz. Fakat bütün bunlar, o insanın hakkını inkâr etmenize gerekçe olamaz.

Haklıya hakkını vermek için onunla dost olmak zorunda değiliz. Birinin emeğini teslim etmek için onunla aynı görüşü paylaşmak zorunda değiliz. Adaletli olmak için herkesi sevmemiz de gerekmiyor.

Bize düşen, sevsek de sevmesek de doğru olanı yapabilmektir.

UNUTMAYALIM, ADALET BİR GÜN HERKESE LAZIM OLUR

Bugün makam sahibi olan yarın o makamdan ayrılabilir. Bugün başkasının işini kolaylaştırabilecek güce sahip olan yarın kendi işi için bir kapı çalabilir. Bugün karar veren, yarın bir kararın muhatabı olabilir.

Hayatın değişen şartları insana önemli bir gerçeği hatırlatır: Hiç kimse her zaman güçlü, her zaman yetkili, her zaman imkân sahibi kalamaz.

Bu nedenle adaleti yalnızca başımıza bir haksızlık geldiğinde hatırlamamalıyız. Başkasının hakkı yenirken sessiz kalıyorsak, bize yakın birinin hatasını örtüyorsak ya da kişisel çıkarımız için ölçüyü değiştiriyorsak adalet anlayışımızı yeniden gözden geçirmeliyiz.

 

Çünkü adalet, yalnızca bizim hakkımızı koruduğunda güzel değildir. Başkasının hakkını koruduğunda da değerlidir.

Bazen bir insanın hakkını teslim etmek, bir özür dilemek, yanlış bir kararı düzeltmek ya da bir başkasına yapılan haksızlığın karşısında durmak gerekir. Bunlar insanı küçültmez; aksine büyütür.

İnsan, her zaman haklı çıkmak zorunda değildir. Fakat haklı olanın kim olduğunu görebilecek bir vicdana sahip olmak zorundadır.

Sözün özü şudur:

Adalet, güçlü olduğunda da zayıf olduğunda da vazgeçmememiz gereken bir ilkedir. Makamın, mevkinin, dostluğun, düşmanlığın ve kişisel çıkarların üzerinde tutulmalıdır.

Devlet başkanı da olsak, bakan da, milletvekili de, belediye başkanı da, kurum müdürü de ya da sıradan bir vatandaş da olsak ölçümüz değişmemelidir.

İslam’ın bizlere öğrettiği adalet anlayışı da bunu söyler: Kendimizden yana olanı değil, doğru olanı savunmalıyız.

Günün sonunda geriye ne makam kalacak ne koltuk ne de kişisel hesaplar… Geriye yaptıklarımız, verdiğimiz kararlar ve insanların gönlünde bıraktığımız izler kalacak.

Ve unutmayalım:

Adalet bir gün hepimize lazım olacak. O gün geldiğinde, bugün başkalarına nasıl davrandığımızın ne kadar önemli olduğunu daha iyi anlayacağız.