SINIFTAN HAYATA: İNGİLİZCEYİ YAŞATAN MODEL

         Yabancı dil öğretiminde başarı, çoğu zaman yöntemden çok yaklaşımın niteliğiyle belirlenir. Ezbere dayalı, sınav odaklı modellerin ötesine geçebilen kurumlar ise farkını kısa sürede ortaya koyar. Bu noktada, Özel Güneş Koleji bünyesinde son dönemde dikkat çeken bir İngilizce eğitim modeli uygulanıyor. Dersin sınırlarını aşan, öğrenciyi merkeze alan ve dili günlük hayatın içine yerleştiren bu sistemin arkasında ise planlı ve kararlı bir ekip çalışması var. Bu dönüşümün mimarlarından Ferhunde Hoca ile, kurdukları yapıyı ve elde ettikleri sonuçları konuştuk.

Ferhunde hocam, son dönemde okulunuzdaki İngilizce eğitimi ciddi bir ivme kazandı. Bu dönüşümün arkasındaki yaklaşım nedir?

                Açıkçası burada tek tek yapılan etkinliklerden ziyade, kurduğumuz sistemin etkili olduğunu düşünüyorum. Biz İngilizceyi bir ders olarak değil, okulun genelinde yaşayan bir dil haline getirmeyi hedefledik. Bu yüzden öğretmenlerimizin sınıf içi uygulamalarından etkinlik planlamalarına kadar bütün süreci yeniden yapılandırdık. Amacımız; öğrencinin sadece öğrenen değil, dili aktif kullanan bir birey haline gelmesiydi.

“Sistem kurmak” dediğinizde bunu biraz açabilir misiniz?

                                Tabii. Öncelikle dört temel beceriyi — speaking, listening, reading ve writing — dengeli ve planlı bir şekilde geliştiren bir yapı oluşturduk. Bu süreç tek seferlik etkinliklerle değil; aylık planlamalar, düzenli ölçme-değerlendirme ve öğretmen yönlendirmeleriyle ilerliyor. Her öğretmen neyi, ne zaman ve hangi hedefle yapacağını biliyor. Yani süreç kişiye bağlı değil, sisteme bağlı ilerliyor. Bu da sürdürülebilirliği sağlıyor.

Öğrenciyi bu sistemin içinde aktif tutmayı nasıl sağlıyorsunuz?

                                İşin en kritik noktası motivasyon. Biz öğrenciyi sürecin içine çeken, onu canlandıran küçük ama etkili dokunuşlar yaptık. Özellikle speaking etkinliklerinde kullandığımız özel kartlar hazırladık. Bu kartlar öğrenciyi düşünmeye, yorum yapmaya ve konuşmaya yönlendiriyor. Bunun yanında küçük ödüllendirme sistemleri kurduk. Bazen basit bir ödül, bazen bir sinema etkinliği, bazen birlikte yapılan sosyal aktiviteler… Bunlar öğrencinin derse bakışını tamamen değiştiriyor.

Yani İngilizce artık sınıfın dışına da taşmış oluyor?

                         Kesinlikle. Zaten bizim en büyük hedefimiz buydu. İngilizceyi kitapla işlenen bir ders olmaktan çıkarıp, hayatın merkezine koymak. Biz dili oyunlaştırılmış, eğlenceli ve doğal bir süreç haline getirdik. Öğrenci İngilizceyi sadece sınıfta değil; etkinliklerde, sahnede ve sosyal ortamlarda da kullanmaya başladı. Bu da öğrenmeyi çok daha kalıcı hâle getirdi.

Bu sistem öğrencilerde nasıl bir etki oluşturdu?

                                En net değişim özgüven oldu. Öğrenciler artık İngilizce konuşmaktan çekinmiyor. Çünkü karşılarında onları sürekli konuşturan, yönlendiren ve destekleyen bir yapı var. Biz aslında öğrencinin değil, ortamın değişmesi gerektiğine inanıyoruz. Ortam doğru olunca öğrenci zaten dönüşüyor. Bununla birlikte İngilizceye karşı ciddi bir istek oluştu; öğrenciler artık bu dersin aktif bir parçası olmak istiyor.

Öğretmenler açısından baktığınızda süreç nasıl ilerledi?

                                Öğretmenlerimizle çok yakın çalıştık. Onlara sadece “şunu yapın” demedik; nasıl yapacaklarını birlikte planladık. Sürekli geri bildirim verdik, örnek uygulamalar oluşturduk. Ortak bir dil ve yaklaşım geliştirdik. Açıkçası burada ekip uyumu çok önemliydi. Şu an herkes aynı hedefe doğru, aynı sistem içinde ilerliyor.

Sizi farklı kılan nokta sizce nedir?

                                Sanırım fark şu: Biz parçalı değil, bütünsel bakıyoruz. Bir etkinlik yapmak kolay; önemli olan onu bir sistemin parçası hâline getirmek. Biz de tam olarak bunu yaptık. Öğrenciyi merkeze alan, öğretmeni yönlendiren ve sonucu ölçen bir yapı kurduk. İngilizceyi okulun vitrinine taşıyan şey de bu yaklaşım oldu.

Önümüzdeki süreçte hedefleriniz neler?

                                Bu sistemi daha da genişletmek ve farklı kademelere yaymak istiyoruz. Aynı zamanda öğrencilerin İngilizceyi sadece sınıfta değil; sahnede, sosyal ortamlarda ve gerçek hayatın içinde daha aktif kullanmalarını sağlamayı hedefliyoruz. Çünkü dil, kullanıldıkça gelişir. Biz de tam olarak bunu inşa ediyoruz.

Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

                                Aslında bu süreç bireysel bir başarı değil. Bu noktada özellikle şunu vurgulamak isterim: Yaptığımız her çalışmaya inanan, bize güvenen ve her aşamada destek olan okul müdürümüze ve eğitim koordinatörümüz Kemal Hoca’ya teşekkür ederim. Aynı şekilde kurduğumuz sisteme sonuna kadar inanan, sahada bunu en iyi şekilde uygulayan ve elinden gelenin fazlasını yapan tüm ekip arkadaşlarıma da ayrıca teşekkür ediyorum. Çünkü bir sistem ne kadar güçlü olursa olsun, onu sahiplenen bir ekip yoksa sürdürülebilir olmaz. Bizim en büyük gücümüz de bu inanç ve ekip ruhu.

                                Ferhunde Hoca’nın ortaya koyduğu bu model, yabancı dil öğretiminde başarının tesadüf olmadığını bir kez daha gösteriyor. Özel Güneş Koleji bünyesinde hayata geçirilen bu sistem; planlı yapı, ekip uyumu ve öğrenci merkezli yaklaşımın birleştiğinde nasıl güçlü sonuçlar doğurabileceğinin somut bir örneği olarak dikkat çekiyor. Görünen o ki, İngilizce artık sadece bir ders değil; öğrencinin hayatına temas eden, onu geliştiren ve özgüven kazandıran bir deneyime dönüşmüş durumda.