
Yaşamak için muhtaç olduğumuz oksijen yok, soluyamıyoruz.
Hava Kirliliği her yıl tavan yapıyor. Şehrin içinde görünmez canavar gibi dolaşıyor, soludukça soluyoruz.
Özellikle sabah ve akşam saatleri hakikaten zehir gibi…
Kirliliğin pik yaptığı saatlerde dışarılardayız, mecburuz, işe gidiyoruz, okula gidiyoruz.
Solunum yollarımız mahvoldu. Yıllardır serzenişte bulunuyoruz. İnsanın sağlıklı yaşayabilmesi için en önemlisi su ve hava hijyeni diyoruz. Ama nafile…
Her yıl aynı sözler dolaşır, durur
Kış geldi hava soğuk kömür yanıyor, doğalgaz yanıyor, odun yanıyor
Soğuktan donamayacağımıza göre, yakmak zorundayız.
Hiçbir kurumdan, yetkili makamdan geçtiğimiz yıllarda bununla ilgili net bir açıklama gelmedi. Taa ki o gün Erzurum Valiliği açıklama yapıncaya kadar. Açıklamada; tavan yapan hava kirliliğinin çözüm önerileri de yer alıyordu. Trafik düzenlemesi, tam anlamıyla doğalgaz kullanımı, trafik düzenlemesi gibi. Ve rüzgar koridorlarını kapatmayacak planlı şehirleşme.
İşte olay tam da bu. Son yıllarda şehirleşme nasıl oluyor bir bakınız lütfen, şehirde ne rüzgar kaldı ne koridor. Yan yana, sıkı sıkı, içe içe binalar ve birde yüksek katlı. Her bir arsayı, alanı alabildiğine dolduran bir sistem içinde öleceğiz. Ölümüne kâr ediş sisteminden başka bir şey değil. Nasıl bir betonlaşma, yapılaşma. Tek bakış açımız kârlı olmak
Erzurum gibi yüksek rakımlı şehirlerde soğuk çöker, kirli hava soğuk hava içinde hapsolur ve hava kendini ancak rüzgarla temizler. Bu gibi yüksek rakımlı alanlarda yüksek binalar yapılmaz, hava akımına müsaade etmezseniz zehrin içinde boğulursunuz.
Şimdi kentsel dönüşüm yapılan semtler var, tavuk kümesi kadar yerler için, kıyasıya kâr düşüncesi hakim, maalesef ki çöken çökene… Artık devletin yetkili kurumlarının el atma zamanı gelmiştir. Şehir yapılaşmaları, ruhsat verme, kentsel dönüşüm “insan odaklı” anlayışla gerçekleştirilmelidir.

