(1.BÖLÜM)
“Orada uzakta bir köy var! Gitmesek de gelmesek de, O köy bizim köyümüz..!” diye enteresan ve bir o kadar da esrarlı bir söz ile büyüdük. Çoğu zaman anlamlandıramadık. Köyümüz var gitmiyoruz gelmiyoruz ama köy bizim köyümüz. Çok ilginç geliyor taaccüp ile karşılıyorduk. Öyle ya! bir insanın köyü varsa neden gitmez ki(!) Hem gitmediğimiz köy nasıl bizim köyümüz olabilir ki(!) Demek ki o yaşlarda bizlere bir aidiyet şuuru veriliyormuş…Şöyle ki; Ey genç kardeşim! Yiğidim! Gitmemiş olsan da sana emanet edilen yerleri ve oraların önemini bil! Sahip çıkılması gereken yerlerin var olduğunu bil! Oralarda bizi bekleyen masum, mahzun gönüllerin bulunduğunu, duası makbul yaşlı gözlerle yollarını gözleyen pirî fânilerin olduğunu bil! Artık hiçbir şeyin uzakta kalmadığını ve hiçbir şeye uzak kalmaması gerektiğini idrak etmiş olan diriliş müntesibi genç kardeşim! Sen bu toprağın küllerinden doğan istikbalisin! Bu bağlamda devemize ve diyarımıza sahip çıkmak adına yüklendiğin misyonun idraki ile sana ait Kudüs ve Kaşgar'a dair uykularımı kaçıran bir emaneti seninle paylaşacağım. Sen orada yoktun ama ben senin emanetini aldım ve bu emaneti aktarmaya çalışacağım. Lütfen iyi takip et bu yazı dizimizi. Yazar Taha Kılınç’ın mihmandarlığında gerçekleşen ‘Kudüs’ten Kaşgar’a Eğitim semineri' programından derlediğim notlardan oluşan bu paylaşımım biraz uzun olacak. Sanırım bir kaç hafta sürecek bir yazı dizisi. Ama şuna inan ki yorucu olmayan bu yazı son derece akıcı bir şekilde sürecek. Hazırsan başlayalım. Rabbim müstefid eylesin.
Gazeteci/yazar Taha Kılınç 1980 Anamur (Mersin) doğumlu.Kartal İmam Hatip ve İstanbul Üniversitesi İlahiyat fakültesi mezunu. Özellikle Orta Doğu ve İslam dünyasına yoğunlaşmış çalışmaları bulunmakta. İslam alemini dert edinmiş kıymetli bir insan vesselam. İnsanların olumsuz hava şartlarına -o gün Nisan ayı olmasına rağmen Erzurum’da hava bir hayli soğuk ve yağışlıydı- aldırmayarak soluksuz iki bölüm şeklinde izlediği sunumda heyecanı ve meseleye olan iştiyak ve duyarlılığıyla içinin kıpır kıpır olduğuna tanıklık ettiğimiz yazar, mazlum insanların maruz kaldığı ve kendisinin de şahit olduğu zulmü ve insanlık dışı muameleleri herkesin bilmesini ve reaksiyon gösterebilmesini arzu ediyordu. Sunusunu iki bölüm halinde gerçekleştiren ilk bölümde Kudüs özelinde konuşan Taha Kılınç, ikinci bölümde Kaşgar’da yaşanılan aynı kaderi aktardı. Ve bu iki olayın coğrafyaları farklı olsa da plan, eylem ve neticelerinin ortak hedefe hizmet ettiği gerçeğini hatırlattı. İnançlarından dolayı aynı kaderi yaşayan iki farklı coğrafyanın Müslüman toplumlarının sistematik bir şekilde asimile edilmesi ve bunu da kabul etmeyenleri nasıl yok etmekle tehdit ettiklerini ortaya koyarak bu tür yaşamları deşifre ediyor. Bir tarafta İsrail diğer tarafta Çin. Sık sık bu işgalcilerin birbirleriyle olan tıpa tıp uygulamalarını ortaya çıkarıyor Taha Kılınç.
Yazar öncelikle Kudüs özelinde İsrail'in sürekli olarak belediye sınırlarıyla oynamak suretiyle şehrin sınırlarını genişlettiği bir gerçekliğe işaret ediyor. Kudüs'e dair “biraz anlatmak istiyorum çünkü bizde Kudüs özellikle fiziksel anlamda zihinlerde biraz muamma olarak kalmakta. Birkaç nokta var; hani o şehrin fiziksel özellikleri, değişimler, haritalar, sınırlar gibi…” Taha bey harita üzerinde anlatmaya devam ediyor; “Mescid-i Aksa alanı burası, şurası Müslüman Mahallesi, burası Hristiyan Mahallesi, Ermeni Mahallesi (Hristiyan Mahallesi'nden ayrı Kudüs sur içinde), şurada da Yahudi Mahallesi var. Fakat Yahudi Mahallesi, Hristiyan Mahallesi, Ermeni
Mahallesi diye ayrımlar 67'ye kadar yoktu. İsrail buraları işgal ettikten sonra buradaki Müslümanları hem sur dışına hem de sur içindeki diğer mahallelere sürgün edip burayı tamamen Yahudileştirdiği için buraya artık Yahudi Mahallesi denilmekte.’ ve şu ifadeleri ekliyor. ‘İkinci bölümde Kaşgar'ı anlatırken göreceksiniz; fiziksel müdahaleler, tehcirler, insanların bulundukları yerden uzaklaştırılması, sınırların tekrar çizilmesi bu anlamda iki işgalin paylaştığı ortak noktalardan birincisi.” Mescid-i Aksa’ya ait bir haritayı kuşbaşı göstererek “Mescid-i Aksa alanı şurası, 144 dönümlük büyük bir alan. Kudüs yaklaşık beşte birlik bir alana tekabül ediyor. Kudüs sur içinde. Yani sur içinde bir alan… Kudüs sur içini yakından gösteren bir resimle devam ediyor “Batı Kudüs ve şurası maalesef şu görmüş olduğunuz mor renkler -parça parça yayılmış adeta bir böcek larvası, metastaz yapmış kanserli hücreler gibi mor renkte yerleri göstererek- Yahudi yerleşimleri.” diyor. Kendisi de bu yayılmacı görüntüyü şöyle yorumluyor. “Belki yerleşim ifadesi biraz nötr bir ifade gibi duruyor; doğrudan doğruya işgalci koloniler, işgal kolonileri.” Bir başka haritada şöyle devam ediyor “Burası Doğu Kudüs;Doğu Kudüs'te bugün aşağı yukarı 500 bine yakın Yahudi yerleşimci yaşıyor ve bunların hepsi de 1967'de işgalden sonra buraya taşınan Yahudi nüfus. Batı Şeria'nın tamamını ve nihayet diğer bölgeleri de düşündüğümüz zaman 1 milyondan fazla Yahudi yerleşimci İsrail'in içinden ve Filistin'in farklı yerlerinden gelerek buralara yerleştiler. Doğu Kudüs'ün etrafında Yahudi yerleşimleri yoğun bir şekilde görülüyor. Bir resim açıyor bu resimde çiftçiler var. “Kibbutz” diye bir ifade kullanıyor bu ifade İsrail'e özgü mülkiyetin ortak olduğu, sosyalist/komünel ilkelere dayanan kollektif tarım ve üretim topluluğu anlamına geliyor. Ve bu resme bakarak devam ediyor sözlerine. “Şu fotoğraf çok ikonik, coğrafyanın tarihi açısından çok önemli. Çünkü burada sanki böyle çiftçilik yapan insanlar görülüyor. Fakat sadece çiftçilik yapmıyorlar. Osmanlı İmparatorluğu'nun son döneminde devlet otoritesinin bölgede gevşemesiyle beraber dışarıdan bu şekilde sürekli olarak nüfus geliyor; Avrupa'dan, Asya'dan, dünyanın çok farklı yerlerinden. Önce tarım yapıyorlar fakat daha sonra tarıma silahlı birlikler eşlik ediyor. Her tarım kolonisinin kendi silahlı birliği oluşuyor. Onlar daha sonra 1948'de İsrail kurulurken toplanarak hep beraber silah altına alınıyor ve İsrail ordusunun temelini oluşturuyor. Benzerliği ikinci bölümde Doğu Türkistan için de göreceksiniz. Dolayısıyla yerleşimler tek başına hani bugün harita üzerinde 'yerleşim yerleri işte buradalar falan' diye özetlenecek bir şey değil; işin tarım boyutu var, kültür boyutu var, askeri boyutu ve terör boyutu var.”
( devam edecek)
Selam ve dua ile…

