(devam ediyor…)
Ve nihayet beşinci olarak; Doğu Türkistan'da çoğunluğu teşkil eden Uygur Türklerinin tarihten getirdikleri bilinçle İslamiyet'in onlara kattığı enerjinin birleşiminden bir potansiyel doğuyor. İşte beşinci etken de bu durum. Şimdi bu potansiyeli tamamen ortadan kaldırıp o halkı tamamıyla asimile etmeyi ve kendisine benzetmeyi amaç edinmiş durumda. İfade etmiş olduğumuz gibi ilk dört noktayı tümüyle kontrolü altına alabilmek için bu halkı engel olmaktan çıkartmak gerektiğini düşünüyor. Kavganın temeli bu. Tabii Doğu Türkistan sadece bir halkın yaşadığı bir vatan değil; aynı zamanda geçtiğimiz yüzyılın ilk yarısında çok önemli iki siyasi tecrübeye de sahne olmuş bir tarihe de sahip. 1933'te ve 1944'te, o zamanki İslam coğrafyasının Türkiye de dahil olmak üzere yaşadığı dönüşümleri bilmekteyiz. O dönemde Şarki Türkistan yani Doğu Türkistan, İslam Cumhuriyetlerinin de kurulduğu yer. Birincisinin başkenti Kaşgar'dı, ikincisinin başkenti ‘Gulca’ şehriydi. Düşünün, 1933 ve 44'te iki defa Şarki Türkistan, yani Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti’ni kurabilmiş bir anlayıştan bahsediyoruz. Birçok coğrafyada çeşitli fırtınalar eserken… Evet, Çin esas olarak o potansiyeli yok etmek istiyor diye bir başlangıç yapmalıyız.
Haritalardan bahsettik, sınırlardan bahsettik. Şimdi gelelim ikinci duruma; yine birinci bölümü hatırlayınız; yerleşimler, nüfus göçü, dışarıdan nüfus yığma politikası vs. -ekranda Kaşgar'ın kuşbakışı bir görüntüsü var- Şu anda Kaşgar'ı havadan izliyorsunuz. -tarihi Kaşgar şehrinin yarısı görünmekte - şu tarafta da şehrin devamı var. Şurası Kaşgar'ın simgesi meşhur Iydgâh Camii. ‘Iydgâh’ kelimesi Arapça 'iyd', Farsça 'gâh' kelimelerinin birleşiminden oluşuyor; 'Bayram Yeri' demek. Türkiye'de İstanbul sınırları içerisinde bulunan Ayasofya veya Süleymaniye nasıl merkezi bir mana ve konuma sahipse Iydgâh da aynı şekilde Kaşgar'ın her anlamda adeta kalbini oluşturmakta. Fiziki olarak Doğu Türkistan'ın en büyük camisi. - Ekranda ıydgâg camii'nin kuşbakışı görüntüsü var - Cami şuradan ibaret değil; bakın arkadaki kavak ağaçlı geniş iç avlu, şurada mihrabın, minberin bulunduğu iç kısımlar, etrafta medreseler ve müştemilatları... -ekranda kuşbakışı ıydgâh camii ve çevresindeki yapılaşmaları gösteren bir resim var - Bütün şu alan, üçgenin tamamı camii. Dikkat ediniz (!) bu görüntü bize başka bir şey daha söylüyor. Bakın dışarıdan apartman blokları buranın merkezine doğru yaklaşıyor. Siz bu fotoğrafa bakarken biz buraya Iydgah Camii demeseydik de 'Burası Kudüs' deseydik belki inanabilirdiniz. Çünkü; fiziksel görüntü inanılmaz derecede, hatta 'aynısı' denilecek kadar benziyor. Bakın dışarıdan sürekli modern yüksek binalarla yabancılar -yani ‘Han Çinlileri’ bölgeye yabancı olan bir unsur Çin tarafından - taşınıyor. Taşınma doğal olarak neyi meydana getiriyor? Öncelikle kiralar yükseltiliyor. Kiralar yükseldiği için de buradaki Müslüman Türk halkı şehrin merkezinde yaşamaya artık güç yetirememeye başlıyor. Dolayısıyla dışarıya göç etmeye mecbur bırakılıyor. İşin aslı; tehcirin sebebi bilinçli olarak ekonomik yetersizlik olarak gösterilmeye çalışılıyor. (Öyle ya! Geçinemediğiniz bir coğrafyada yaşamınızı sürdüremezsiniz.) Öteki taraftan buradaki insanların burada yaşamaya devam edebilmeleri için gerekli izinler sürekli iptal ediliyor. İsrail'in Kudüs'te yaptığının aynısı. Buradaki insanlar, özellikle erkekler -ki bu Doğu Türkistan'a özel bir şey - Çin'in başka yerlerinde çalıştırılmak üzere zorla taşınıp kamplara götürülüyor. Bu da ne yazık ki bir komplo
teorisi değil. Binlerce, on binlerce insan Çin'in 3 bin, 5 bin kilometre ötede başka bir bölgelerine taşınıyor. Evet, bunlar da yaşanıyor. Şu görmüş olduğunuz manzara ile ilk bölümde bahsedilen başta Kudüs olmak üzere Filistin'in şehirlerinde de Yahudi yerleşimci mantığının manzarası aynı. Dışarıdan nüfus taşıyarak yerli nüfusu oradan uzaklaştırıp tehcir etme politikası net bir şekilde uygulanıyor.
Seyahatimiz sırasında özellikle Kaşgar'ı dolaşırken dedik ki: 'Ne kadar çok Kudüs'e benziyor.' Bunu defalarca konuştuk. Yani yabancıların her tarafa girip çıkması, sürekli olarak dışarıdan nüfusun taşınması, fiziksel anlamda şehrin değişmesi ki kadim bir şehrin etrafına blokları yığdığınızda görüntü de tabii ki değişmeye başlıyor. - ekranda şehrin kuşbakışı fakat önceki görüntüden daha yakın bir görüntüsü var. Bu görüntünün bir bölümünde bir fabrikanın devasa deposunu anımsatan genişçe bir alan var - Bu görüntü uçakta iken çektiğimiz bir görüntü. Burada -fabrika deposuna benzeyen yüksek duvarlı yeri göstererek- ne olduğunu sanırım ancak Çinli yetkililerin bilebileceği bir yapılar topluluğu varil. İlginç bir şekilde elimizdeki bütün işaretler buranın bir toplama kampı olduğuna işaret ediyor. Haritalarda bunların hepsinin yerlerini tespit etmek mümkün. Ne yazık ki Çin, Kaşgar başta olmak üzere Doğu Türkistan'ın birçok şehrinde şöyle bir uygulama sürdürüyor: Kulağa güzel gelse de ne yazık ki içeriği insanlık dışı; 'Aile Olmak' programın adı bu. 'Aile Olmak' programında 5-10 günlük sürelerle Çin Komünist Partisi'nin yetkilileri gelip Uygur Türklerinin evlerinin içerisine yerleşiyor. Onlarla birlikte gece gündüz yaşıyor, ailenin bütün pratiklerini gece gündüz gözlemliyor, en sonunda da bu ailelerle ilgili raporlar hazırlıyor. Mesela diyor ki: 'Bu aile tamam, artık bize benzemiş.' 'Bu aile şüpheli.' 'Bu aile radikal.' Şüpheli dediği mesela diyelim ki yemek sırasında ağzından 'besmele' kaçırmış olabiliyor. Evet, şüpheli olmasının sebebi bu. Zaman zaman böyle Çin devlet televizyonu bu şekilde “eğittiği (!)” insanları televizyona çıkarıyor. Onlardan bir tanesi beni çok etkilemişti. Sahadaki gerçekliğin anlaşılmasına vesile olması adına aktarmaya çalışalım hadiseyi; Uygur Türkü bir çift, karı-koca televizyona çıkmışlar. Karı-koca ikisinin de görüntüleri batılı bir görüntü. Çin devlet televizyonunun görevli muhabiri soruyor: 'Siz daha önce nasıl bir insandınız, bize anlatın' diyor. Uygur Türkü konuşmaya başlıyor: 'Ben eskiden çok radikaldim. Şu kadar sakalım vardı. Sonra kadınlarla erkeklerin düğünlerde beraber bulunmaması gerektiğini düşünecek kadar geri kafalıydım.' Bunu kendisi söylüyor televizyonda. 'Sonra, peki sonra neler oldu?' diye soruyor muhabir sanki normal bir röportajmış gibi... 'Sonrasında devletim beni aldı, eğitti. Beni karanlık düşüncelerimden kurtardı. Ben şu anda artık tamamen yeni bir insan oldum.' Muhabir soruyor: 'Peki şimdi nasılsınız, ne hissediyorsunuz? Kendinizi nasıl görüyorsunuz?' Çok ilginç bir cümle söyleyerek röportajı bitiyor: 'Ben, artık modern bir Müslüman ve sadık bir vatandaşım.' Bu 'sadık vatandaşlar'ı en son yedinci benzerlik bölüm başlığı ile huy ve karakterleri bağlamı üzerinden aktaracağız. Dolayısıyla maalesef burada muhtemelen teyit etmek mümkün değil ama bütün işaretler onu gösteriyor ki bir toplama kampını havadan görmüş olduk. Bu söylediğimiz gibi uçaktan çektiğimiz bir fotoğraftı. Bir başka benzerlik ve acı tablo da şu ki..;
(...devam edecek…)

