(devam ediyor…)
“Şimdi ikinci bölümdeyiz. Bu bölümde yaklaşık 6500 kilometre öteye Kaşgar'a gideceğiz. Kaşgar'ı biraz anlatmak lazım. Neye tekabül ediyor ve nasıl bir anlam ifade ediyor..?
İslam coğrafyamızdan iki tane şehri seçsek; mesela Şam ve Kudüs... Bunların kardeşleri -İstanbul'u dahil etmeyelim- acaba hangi şehirler olabilir? Tarihi, kültürel, manevi ya da coğrafi olarak konumları itibariyle hangi şehirler bunlara kardeş olabilir? Bu şehirlerin ikiz kardeşi; Buhara ve Kaşgar diyebiliriz. Çok önemli bir eşleştirme bu. Bu iki güzide şehir Kudüs ve Şam özellikle tarihsel, dini, manevi, kültürel olarak ayrıca yetiştirdiği insanlar ve onların tarihteki rollerine göz önünde bulundurulduğunda neredeyse hiçbir şey dışarıda kalmayacak şekilde Buhara ve Kaşgar ile eşleştirebilir. Bu önümden dolayı -bölüm bölüm yazı dizinine aktarılan - bu seminerlerin başlığı “Kudüs'ten Kaşgar'a” ismini aldı. Yazıların ilk bölümünde de ifade edildiği gibi aradaki bağlantıyı kurmak çok önemli(!) Evet, aslolan bu şehirlerin -birbirlerine her ne kadar uzak olsalar da - birbirlerine yakın olduğunun öneminin kavranması ve hatırda tutulması.
Çarpıcı bir haritayla başlayacağız. Gördüğünüz gibi bakın Kaşgar öyle bir yerdeki; bakın 4115 kilometre Çin'in en doğusuna, 4025 kilometre Kahire'ye ve 3945 kilometre İstanbul'a. -ekranda belirtilen yerleri içerisine alan Asya, Afrika ve Avrupa'nın bir kısmını Kaşgar merkezli gösteren bir harita var - Kaşgar'ın bulunduğu yere bakınız. Burası aynı zamanda tarihi İpek Yolu'nun da tam kesişim noktası olduğu için İslam coğrafyasında son derece merkezi ve kritik bir nokta. Evet, bulunduğu konum itibariyle önem arz eden bir şehirden bahsediyoruz Kaşgar denildiğinde ‘Kaşgarlı Mahmud’ hepimizin bildiği hatta ilkokuldan itibaren ezberlediğimiz isimlerden biri. Herkesçe bilinen “Divan-ı Lügati't-Türk” eserinin müellifi. Kabri'de Kaşgar'da. Belki bize fiziki haritadan bakıldığında uzak olsa da birçok yönden hiç de uzak olmayan bilakis çok yakın bir şehirden bahsetmeye devam ediyoruz.
Coğrafya ve Tarih biliminde şöyle bir gerçek var; haritasız okuma yapmaya çalıştığınızda tarih ve coğrafya adına zihninizde birşey canlanmıyor. Haritayla beraber incelediğiniz zaman o zaman diyorsunuz ki; 'Bir dakika (!) bir takım şeyler zihnimizden çok hızlı uzaklaşmış.' Geçenlerde bir liseli kardeşimizle sohbet ederken kendisi bana dedi ki: 'Ben Muhammed Yakup Bey'i niye şimdi duydum? Neden daha önce duymamışım?' Peki, Muhammed Yakup Bey kim? Bilgisi olanlar vardır ama genel bir bilgi verelim. 1877'de Çin tarafından zehirlenerek şehit edilinceye kadar Kaşgar merkezli emirlik kurmuş olan bir Türk İslam büyüğü Muhammed Yakup Bey. -Yakup Bey (Yakub Beg), 19. yüzyılın ortalarında Doğu Türkistan'da kurulan Kaşgar Hanlığı'nın (1867-1877) kurucusu ve hükümdarıdır.- Fakat bizi ilgilendiren çok önemli bir özelliği var Yakup Bey'in; 1870'te İstanbul'a heyetler gönderiyor. O zaman Sultan Abdülaziz tahtta bulunmakta. Bu heyetlerle Kaşgar Emirliği'nin İstanbul'a (Osmanlı’ya) tabi olduğunu bildiriyor. Kaşgar surlarına Osmanlı bayrakları çekiliyor, Kaşgar'da üzerinde Abdülaziz'in isminin bulunduğu paralar basılarak tedavüle sokuluyor. Cuma namazlarında hem halife hem padişah olan Sultan Abdülaziz adına hutbeler okutuluyor. Düşünün; biz çocuklarımıza Kaşgar'ı, Muhammed Yakup Bey'i böyle bir yakınlık üzerinden anlatsak, herhalde Kaşgar duygu dünyamıza bizim için bir Üsküp ya da Saraybosna nasıl bir anlam ifade ediyorsa ve ne kadar yakınsa o kadar yakınlaşmış olurdu. Dikkat ediniz(!) biz burada Kaşgar'ı anlatırken 'Bakın' diyoruz 'Kaşgar şurada burada'. Bazı şeyleri daha erken konuşmadığımız için yerinden ve yeniden başlamak durumunda kalıyoruz. İşte bu tarz bilgilendirme -yazınsal ve sunumsal- seminerleriyle ümit ediyoruz ki bu yakınlık tesis edilsin.
Şimdi Doğu Türkistan'ın yerini hatırlayalım. Kaşgar -aynı harita ekranda- şuralarda... Tabii şu soru çok sorulur her zaman; belki de en çok sorulan sorulardan biridir: “Çin, Doğu Türkistan'dan ne istiyor?” Tam olarak burada yaşanan baskının ki birazdan bir önceki bölümde -yazılarımızda- bahsetmiş olduğumuz o yedili tasnif üzerinden yedi benzer nokta ve aynı noktalar üzerinden manzarayı netleştireceğiz. Fakat özellikle Doğu Türkistan'da yaşanan krizin sebebiyle ilgili birkaç şeyi hatırlamak gerek.
Doğu Türkistan'da Çin'in bu kadar büyük bir baskı uygulamasının birinci sebebi bölgenin konumu. Çok çarpıcı… İbn Haldun'a ait olmadığı halde genellikle ona atfedilen meşhur bir söz vardır bilirsiniz: 'Coğrafya kaderdir.' Söz doğru ama kaynak atfı yanlıştır. Hakikaten coğrafya kader. Neden? Çünkü bir defa Doğu Türkistan'ın bulunduğu konum sıra dışı… İslam coğrafyasında bu kadar farklı iklime, siyasi etkiye, stratejik konumu ile dışarıdan farklı durumlara maruz kalarak bir şekilde onlardan etkilenen başka bir yer neredeyse yok. Mesela komşularına bakıldığında: Moğolistan, Rusya, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan... Afganistan'ın sınırına bakın Doğu Türkistan'da. Bu haritaları bizler çizmedik. Bakın bunların hepsinin bir sebebi var. Sonra Pakistan, Hindistan, Nepal... Nepal'in üzerinde Tibet'i ve Çin'i de düşündüğünüzde; bir defa konumu hakikaten sıra dışı bir halde. İkincisi; burası tarihi İpek Yolu güzergahı. İpek Yolu şuralardan -Çin'in doğusunda Xi'an’ dan - başlar, Doğu Türkistan'ın tam göbeğinden geçer. Sonra Buhara, Semerkant, Tahran, İstanbul vs. ve nihayet Roma'ya kadar uzanan bir ticaret yolunun tam ortasında. Üçüncü olarak; Çin bugün günümüzde aynı İpek Yolu'nu ihya etmek için “Bir Kuşak Bir Yol” projesini başlattı. İpek Yolu'nun modern versiyonunda da Doğu Türkistan ve Kaşgar merkezde bulunmakta. Dördüncüsü; yine 'Coğrafya kaderdir.’ denkleminden yola çıkarak; Çin'in ihtiyaç duyduğu birçok stratejik yeraltı ve yer üstü zenginliği burada..." ihtiyaç duyduğu birçok stratejik yer altı ve yerüstü zenginliği burada toplanmış durumda. Doğalgaz, petrol, altın, kömür ne varsa burada. Toprağın üzerinde buğday ve pamuk başta olmak üzere vazgeçilmez birçok ürün... Bu da hakikaten tam bir takdir-i ilahi. Ve nihayet beşinci olarak;..?
(devam edecek…)
Selam ve dua ile…

