KUTSİ VE MUKADDES BİR YARA; SELAM OLSUN KUDÜS VE KAŞGAR'A (6.BÖLÜM)

(...devam ediyor…)

 

israil 1948'de kuruldu. 1948'den 1967'ye kadar özellikle Kudüs ve çevresi, Doğu Kudüs Ürdün'ün kontrolü altında kaldı. 1967'deki meşhur 6 Gün Savaşı ile Ürdün bölgeden çekilince yerini israil aldı. israil bir taraftan yerleşimlerle diğer taraftan da kültürel müdahalelerle yerleşim alanlarının tarihini tekrar yazmaya çalışarak ve bu durumu dünya basınında, akademik camiada, siyasetçilerin dilinde dünyaya kabul ettirme noktasında belirli bir noktaya kadar ilerletti. Başka bir şey daha yaptı! Filistin halkını parçalara ayırdı.Bugün biz Filistin dediğimiz zaman genel olarak Gazze gözler önüne geldiği için Gazze'yi belki bu yüzden daha çok aklınıza getiriyor. Fakat bugün maalesef Filistin dört parçaya bölünmüş durumda. Evet, her ne kadar içimize sinmese de böyle bir hakikatimiz var, bunu bilmemiz lazım.” Peki nereler bu parçalar - “Filistin'in birinci parçası: - ekranda Gazze’nin eski bir haritada yeri gösteriliyor - Gazze 1967'ye kadar Mısır'ın kontrolü altındaydı. Daha sonra israil orayı işgal etti. 2005'e kadar Yahudi kolonileri Gazze'nin içinde mevcuttu. Oradan çekilerek işgali daha da geniş bir alanda sürdürmek adına süreç günümüzdeki (2026) haline evrildi. ikinci parça: Doğu Kudüs Mescid-i Aksa'nın bütün tarihi eserlerinin bulunduğu bir yer. Yahudi yerleşimleri orada da sürekli çoğaltıldı; 500 bini geçti Yahudi yerleşimci sayısı. Üçüncü parça: Batı Şeria. Bunların hepsi birbirinden ayrı parçalar. Şeria Nehri'nin batısı, batılıların 'Holy Land' (Kutsal Topraklar) diye isimlendirdikleri yer. Bugün Filistin yönetiminin resmi başkenti. Yönetim merkezi Ramallah'ın bulunduğu bölge. israil orayı da ayrım duvarıyla diğerlerinden ayırarak, 750 kilometreye yakın bir güzergâhla etrafını kuşatmış durumda. Dördüncü parça ise 1948 Arapları. Evet, özellikle bu karşılaştırmalı okumanın en önemli bölümü burası. ‘1948 Arapları’ diye biliniyor. israil 1948'de kurulduktan sonra israil’in sınırları içinde yaşayan Arapları ifade ediyor. 1948'den sonra israil bunların tamamına yakınına vatandaşlık verdi. Şu anda kendileri ceplerinde israil pasaportuyla dünyanın her yerine seyahat edebiliyor, ticaret yapabiliyorlar. Sayıları 2 milyonu geçti. Açıkcası az bir sayı da değil! Çünkü birkaç yüz bin insandan bahsetmiyoruz. İki milyon israil ölçeğinde çok önemli bir rakam. Bunların siyasi partileri var, hatta geçen dönem bu partilerden bir tanesi israil'de koalisyon ortağı bile oldu. Ticaret yapabildikleri için dünyanın çok farklı yerleriyle iletişim halindeler. Tabii bütün bunların getirdiği bir bedel var: Bu dört tane Filistin'in birçok yönden birbirinden ayrılmaya başladığı bir süreçte yaşanmakta. Hani bazen Gazze'yi konuşurken: ‘Ya hu! 9 yaşındaki çocuk sanki 60 yaşındaki bir insanın bilinci ile konuşuyor, bu çocuğun ve bu insanların bilinci nasıl bu kadar diri kalıyor?' diye sorugulanıyor. . Hakikaten acı çekildikçe, dışarıdan düşman vurdukça benlikler güçleniyor. İnsanoğlu böyle bir varlık çünkü! Düşünün ki; 1948 Arapları’nın şöyle bir gerçekleri var: Konfor arttıkça, haklar verildikçe, ceplerde Amerika'nın da tanıdığı israil pasaportu oldukça bu sefer diğer üç Filistin'den kademe kademe ayrılıyorlar ne yazık ki! -Bu durum neden böyle?- İsrail günün birinde şayet Filistin'in genelini bir devlet olarak kabul etmek durumunda kalırsa içeride tek parça bir Filistin oluşmaması için çalışıyor… Bu konuyu böyle açıkça ifade etmek bazen yanlış anlaşılabiliyor. 'Ya kardeşlerimizi mi eleştiriyor?' Hayır, derdim eleştirmek değil. Fakat gelinen noktayı net bir şekilde görürsek biraz daha gerçekçi bakabiliriz olaya. Çünkü aynısını Çin de yapıyor, -yazı dizimizin ilerleyen bölümlerinde

bahsedilecek- onlar da Müslümanlardan bir grubu, ‘Huiler’ diye ayırdılar, dünyanın vitrinine koydular ve dünyaya şunu dedirtiyorlar: 'Bakın bunlara dokunmuyoruz. Ama Uygurlar!?! Onlar terörist.'

israil ise mesela; bakın -ekranda israil eski cumhurbaşkanı ve müslüman bir liderin resmi var- şu anda 48 Araplarından Müslüman bir lider. Bu adam bir cami imamı ve israil Eski Cumhurbaşkanı ile bir iftarda buluşmuş. Bu silah zoruyla yapılan bir görüşme değil; burada gayet böyle gönüllü bir şekilde israil'i devlet olarak kabul eden bir Müslüman, Filistinli Arap topluluğuyla karşı karşıyayız ve bunların sayıs az önce ifade ettiğimiz gibi iki milyonu geçti, Bu hakikaten az bir rakam değil. Dolayısıyla ileride bir Filistin devleti kurulursa bu Filistin yekpare olarak yaşayamasın diye israil uğraşıyor. Buna çok dikkatli bir şekilde bakmak zorundayız. Ya da mesela şuna bakın - ekranda başka bir Müslüman lider ile buluşma resmi - yine bir başka iftarda başka bir Müslüman...Şimdi bu manzaraya bakıp bazıları şey diyor: 'Ya işte bunlar Müslüman kılığına girmiş Yahudi.' Öyle değil, keşke öyle olsa. Keşke sağ taraftaki işte Mossad ajanı, bizi kandırmak için o kılığa girmiş biri olsa, ben bunu tercih ederdim. Ama maalesef öyle değil. Başka bir şeyle karşı karşıyayız. Bakın, on yıllardır devam eden işgal, kendi içinde kendisine yakın bir halk meydana getirmeyi başardı. Sosyolojik olarak burada bizim dikkatle bakmamız gereken bir nokta var.” O da şu ki..;

 

(devam edecek…)

 

Selam ve dua ile…