KUTSİ VE MUKADDES BİR YARA; SELAM OLSUN KUDÜS VE KAŞGAR'A (4.BÖLÜM)

(devam ediyor..)

“... Kudüs'te israil, mezarlıkları yok etmeye çalışıyor, Müslüman mezarlarının defnedilmesine müsaade etmiyor. Fakat kendileri fake (uydurma) Yahudi mezarlığı ortaya çıkarıyor sürekli. Ben Kudüs'e her gidişimde şehrin özellikle  Zeytindağı tarafına bakan doğu yamaçlarında uydurma Yahudi mezarlıkları görüyorum. Bir önceki gidişimde görmediğim mezarları bir sonraki seyahatimde görüyorum. Doğal olarak düşüüyorum 'bu mezarlık var mıydı burada!! Hayır!!’ Sonra bir bakıyorum ki İsrail basınında bir satırlık bir haber, 'Kudüs'te yeni bir Yahudi mezarlığı bulundu.' Kim kime ne sorabilir ki? Peki neden böyle birşey uyduruyor? Evet, Müslümanların cenazelerini define müsaade etmezken neden kendine düzmece bir mezarlık uyduruyor? Çünkü 'burada biz vardık, burası önce bizimdi' tezini ispatlamaya çalışıyor mezarlar üzerinden. Aynı meseleyi maalesef ilerleyen yazılarda Doğu Türkistan'da da gözler önüne serilecek.”

 

​”Kubbet-üs Sahra'yı biraz daha yakından görelim.” Onu öncelikli kılan özellikler saymakla bitmez. “Çünkü evvela  ayakta duran en eski İslam eserlerinden birisidir. Hem mimari özelliği hem de etrafındaki müştemilatı bağlamında dünyanın en değerli  mekanlarına ev sahipliği yapan güzelliklere sahiptir. Bu yapının (Kubbet-üs Sahra) içerisinde bir kaya var, bir kaya parçası. Zaman zaman arkadaşlarımızla doğu taraftan özellikle Zeytin Dağı'ndan Kudüs'ü izlediğimizde: 'Arkadaşlar,' diyorum, 'şu anda karşıda görmüş olduğunuz şu bina -Kubbet-üs Sahra'yı gösteriyorum -ve bu binanın içindeki taş var ya, -binanın örttüğü taş- uluslararası ilişkilerdeki bütün problemleri sadeleştirin, en son bir problem kalsın geriye. O da şu sorunun cevabı içindir: ‘Bu kaya kimin kontrolünde olacak?' Gerçekten karikatürize etmiyorum. Bugün bakın bizde olduğu gibi Yahudi inancında da burası dini, tarihi ve kültürel bir eser doğrudur. Fakat Yahudilerde başka bir manası da var. Örneğin; onların inancına göre Allah'ın dünyayı yaratmaya başladığı nokta bu taş. Yani Kubbet-üs Sahra'nın örttüğü taş. İbranicede 'Even ha-Shetiya' diyorlar, ‘başlangıç noktası’ Evet, onların inancına göre Allah önce bu taşı yaratıyor, daha sonra dünyayı onun etrafına adeta bir koza gibi örüyor. Böyle inanıyorlar. İkincisi Hz. İbrahim (as), oğlu İshak'ı (as) -İsmail'i (as) değil çünkü İsmail'i (as) derlerse kıssa bu kez Araplara ait olacağı için - ki dikkat ederseniz tarihi kıssaları bile tıpkı toprakları işgal ettikleri gibi işgal etmekten sakınmıyorlar- Hz. İshak'a (as) atfediyorlar. Ve Kudüs'te, Mina'da, Mekke'de değil dikkat ederseniz hadise orada oluyor malum. Ve Yahudi ‘ler bu kayanın üzerinde Hz. İbrahim'in oğlu İshak'ı kurban etmekle emrolunduğuna inanıyorlar.

​Ve üçüncü, nihayet onların inancına göre kıyamet -bizim inandığımız şekilde bütün bildiğimiz alemin tamamen altüst olmasıyla değil- Kudüs'te fiziksel anlamda bu şehirde kurulacak bir cennetin krallığıyla başlayacak. İşte böyle inandıkları için burası aynı zamanda üçüncü mabedin kurulması, Mesih'in gelişi ve nihayet cennetin krallığının merkezi olarak görülüyor. Bazen iki devletli çözüm, işte Kudüs'ün paylaştırılması gibi şeyler konuşulurken diyorum 'bu kaya kim güçlüyse  onun elinde kalacak.' Hamdolsun şu anda elimizde. Ama baktığınız zaman açıkçası sahadaki gerçeklikler zannettiğimizden çok daha keskin…”

 

​”Gelelim sokakların durumuna. Bugün Kudüs sur içinde 360'tan fazla kamera var. Yaşamın olduğu her yerde güvenlik kamerası olması normal. Fakat Kudüs'te gördüğümüz başka bir şey..! bakın bu kameralar; (bir resim gösteriyor ve resimde sağa, sola, öne, arkaya hemen her yöne bakan çok sayıda kamera var) sadece bakın köşe başında çektiğimiz bir fotoğraf. Farklı yönleri tarıyor ve bu sadece bir sokağın köşesi. Her tarafta böyle sayısız kameralar sokakları tarıyor, görüntüleri ve sesleri kaydediyor. Kameralar ile yüz tanıma programları kullanılarak insanlar tamamen kontrol altında tutulmaya çalışılıyor.

 

 İnsanların sudan sebeplerle  tutuklandığı, herhangi bir şekilde kendi çıkarlarına aykırı bir şey yaptığında şüphelenilen insanlar ve tüm akrabalarının böyle cezalandırıldığı bir işgal rejiminden bahsediyoruz. -İlerleyen yazılarda geçecek- Doğu Türkistan'a ilk adımımızı attığımızda da dedimki 'ben aynısını Kudüs'te de gördüm.' O kadar benzerlikte olaylar var. İşte Gulca şehrinden bahsedeceğim o izleme, takip etme, insanların hayatlarını sürekli kontrol altına alma çabası bu iki işgal sürecindeki inanılmaz benzerlikler. Tabii sadece Kudüs sur içinde değil, surların dışında da dört bir tarafta, yerleşim yerlerinin girişlerinde ve birçok noktada sokaklar ve insanlar sürekli olarak kameralarla izleniyor. Bir başka benzerlik noktası; isimlendirmeler ve kültürel müdahaleler. Bugün Kudüs'ün batısındaki tek çıkış El-Halil Kapısı olarak bilinir fakat El-Halil Kapısı İbranice, İngilizce 'Yafa Kapısı' olarak isimlendirilmiştir ve altta bir not var: 'Güney Afrika Yahudilerinin cömert desteğiyle 1969'da restore edilmiştir' yazıyor. Kudüs'te böyle bir gerçeklik de var. Dünyanın dört bir tarafından Yahudi cemaatler, Kudüs'ün dört bir tarafındaki işgale dair çeşitli tezahürleri daha da kökleştirmek için inanılmaz nakti yardım aktarıyorlar.” Peki bu paralarla ne mi oluyor?

( devam edecek…)

 

Selam ve dua ile…