KUTSİ VE MUKADDES BİR YARA; SELAM OLSUN KUDÜS VE KAŞGAR'A (3.BÖLÜM)

(devam ediyor..)

“Bir zulme engel olamıyorsanız, onu herkese duyurun" sözü, yaygın olarak Hz. Ali'ye (r.a.) atfedilen meşhur bir sözdür. Bu ifade adaletsizlik ve haksızlık karşısında sessiz kalınmamasını vurgulanmaktadır. Böyle bir durumda Hak olanın batıl olandan ayırt edilerek Hakk'ın yanında saf tutulmalıdır. Ortaya çıkarılması gereken hakikat umursanmaz ise bu kez mazlum hakikati erteleyenin zulmüne maruz kalmış olmaz mı? Çok dikkat etmek lazım. Zira Susmak, rıza göstermek anlamı taşır bir bakıma. “Zulme rıza zulümdür!” kibar-ı kelamı işte bu hakikati hatırlatmaktadır. Cenab-ı Hak, Kur'an-ı Kerim'de mealen "Zulmedenlere meyletmeyin; yoksa size ateş dokunur.” (Hud Suresi /113) buyurarak bu durumun azaba sebep olacağını ferman buyurmuştur. Ama hepimizin malumu üzere yaşadığımız çağda yaşadıklarını zannedenlerin susarak zulme rıza gösterdiği gerçeği tüm açıklığıyla ortadadır. Bu duruma rıza gösteren toplumsal algıyı suni gündemlerle dumura uğratıp toplumsal bilinci, birliği ve uyanıklığı linç eden marjinal anlayış ve onların güdümünde olan lümpen kafalar nemalandıkları bataklığın etrafında halen daha dönüp durmaktadırlar. Bu ölçüsüz zalimlere karşı sergilenmesi gereken ilke ve tavır edilleyi şeriyye’nin ahkamları ile tüm inananlara bildirilmiştir. Bize düşen susmak değil bu zulmü her hal ve şartta tebliğ ve neşretmektir. Biz de Allah rızası için devam ediyoruz kazanımlarımızı sizlerle paylaşmaya;

Sunum ekranında bir Mescidi Aksa resmi var ve Yazar Taha Kılınç anlatmaya devam ediyor: "...Mescid-i Aksa, Kudüs'ün içerisinde... ​Müslümanlar 638’de Hz. Ömer (r.a) döneminde şehri fethettikleri zaman, Hz. Ömer (r.a) şehri teslim aldığı zaman şehrin içerisinde Mescid-i Aksa diye bir yapı yoktu.” Sonradan imar ediliyor. “Şu gördüğünüz yer -Mescid-i Aksa'nın kuzey batısında mescide 10 dakikalık yürüme mesafede bir yeri göstererek “burası Kıyamet Kilisesi” -Kutsal Kabir Kilisesi-, Kudüs'ün Eski Şehir (Old City) bölgesinde, Hristiyan Mahallesi'nde bulunmaktadır. Hz. İsa (a.s) çarmıha gerildiği, gömüldüğü ve dirildiğine inanılan Golgotha Tepesi'nde yer alan bu kilise, Hristiyan dünyasının en kutsal mekanlarından biri olarak kabul edilir.-  Hz. İsa’nın (a.s), Hristiyan inancına göre çarmıha gerildiği, gömüldüğü ve gömüldükten üç gün sonra da dirilerek ayağa kalkıp başına gelenleri anlattığına inandıkları nokta. Bu yüzden ismi Kıyamet, yani "Diriliş" Kilisesi. -aynı güzergahı göstererek- Şurası bir kiliseler topluluğu. Müslümanlar şehre geldiğinde, bir Hristiyan şehri olarak hakim yapı Kıyamet Kilisesi’ydi. Daha sonra İslam Halifesi Abdülmelik bin Mervan dönemi yani 691-692 yıllarında şehrin ikinci tepesi olan şuraya, -Kubbetü’s-Sahra’nın şu anda bulunduğu yeri göstererek- görmüş olduğunuz bu yapıyı inşa ettirdi. -Bu yapı Mescid-i Aksa'nın arazisi içerisindeki altın kaplamalı kubbesi ile Kubbetü's Sahra'dır (Kaya'nın Kubbesi). İslam mimarisinin bilinen ilk kubbeli eserlerindendir-Tarihçiler Kubbetü's- Sahra'nın niçin inşa edildiğini hala tartışırlar. Anlaşılan o ki birinci sebep şehre dominant bir Müslüman eseri kazandırmak. Ve bu gerçekleşmiştir. Zira bugün israil bile tüm tanıtım ve bilgilendirme mecmualarında Kudüs’le ilgili görsellerinde ve metinlerinde Kubbetü’s-Sahra görselini kullanmaktadır. Tıpkı Hindistan’ın bütün turistik metinlerinde bir Müslüman eseri olan Tac Mahal’i kullandığı gibi. Çünkü,Tarih ve coğrafya başka bir şeye müsaade etmiyor. Mescid-i Aksa inşa edildikten sonra zaman içerisinde bilindiği üzere büyük bir külliye olarak ortaya çıkıyor. Burada fiziksel bir gerçeklikten 

bahsetmek gerek. Kudüs’te Mescid-i Aksa arazisi içinde kalan Kubbetü’s-Sahra bir kayanın üzerini örtmüş durumda. Evet, burada kayalık bir tepe vardı ve yapı o kayanın üzerine bir takke gibi oturtuldu. -ismi de oradan mülhem Kubbetü’s-Sahra (Kaya Kubbesi)- Böylece Kubbetü’s-Sahra inşa edildikten sonra şehrin silüetine hakim bir eser oldu.” -Mescid-i Aksa'nın etrafını göstererek- ”​Dikkat ederseniz şu tarafta engebeler aşağı doğru iniyor ve buralar istinat duvarlarıyla yükseltilmiş. Kudüs bir deprem bölgesi, Ölüdeniz fay hattını mutlaka duymuşsunuzdur. Tarih boyunca gerçekleşen bütün depremlerde yapının güneyi etkilenmiştir. En son 1927 depreminde burada Kıble Mescidi dediğimiz ana yapı tamamen yıkıldı. Bunu neden söylüyoruz? Hep duyarsınız; "İsrail kazılar yapıyor." Kazılar nerede sürüyor? -Hz.Peygamberin (sas) miraca yükseldiği Hacer’i Muallak’ın olduğu alanda- şu tarafta sürüyor. Fakat şuralar yekpare kaya olduğu için -Kubbetü’s-Sahra’nın altı ve etrafı- fiziksel olarak kazıların olduğu yerler değil. Dolayısıyla günün birinde Allah muhafaza, bu kazıların etkisiyle yapıya bir zarar gelirse ya da herhangi bir depremde yapı dayanıksız hale geldiği için yıkılma tehlikesiyle karşı karşıya kalırsa Mescid-i Aksa’nın tehlikede olan kısmı özellikle bu alan. Kubbetü’s-Sahra ise altı kayaç olduğu için 691-92’de yapıldığından beri hiçbir doğal afette yıkılmayan dünyadaki en eski İslam eserlerinden birisidir.

Yahudilerin Ağlama Duvarı dedikleri, Burak Duvarı dediğimiz duvar, yani Hz. Süleyman’ın (as) mescidinden ayakta kaldığı düşünülen son parça. Burada Kıble Mescidi diye bilinen yer esas olarak Selahaddin Eyyubi’nin minberi yerleştirdiği yer. Şuralar binanın şu taraf doğu cephesi. -Etrafındaki engebenin altında kalan yerleri göstererek- Babürrahme mezarlıkları,Yusufiye Mezarlığı… Kadim Kudüs’te, eski Kudüs’te üç tane büyük Müslüman mezarlığı var. Onlardan ikisi Mescid-i Aksa’ya bitişiktir. Biri Babürrahme (Rahmet Kapısı) Mezarlığı, biri Yusufiye Mezarlığı, bir diğer mezarlık bugün Batı Kudüs tarafında kalan Mamilla Mezarlığıdır. Buralara sahabe döneminden itibaren Müslümanlar yoğun bir şekilde defin yaptıklarından dolayı, "işgalin hedefindeki mezarlıklar" bahsinde buralardan söz edeceğiz. Günümüzde israil buralara artık defne müsaade etmiyor. Hatta sürekli olarak buraları istimlak ederek mezarlıkları yok etmeye çalışıyor. Niçin mezarlıklarla savaşıyor? Çünkü mezarlıklar bir şehrin tapu senedidir. Manidar bir mesele aktarayım sizlere; Ahmet Hamdi Tanpınar’ın ‘Beş Şehir’ kitabını mutlaka okumuşsunuzdur. Bu şehirlerden bir de Erzurum‘dur. Bu  eserinde, Erzurum’un geri alınışından sonraki günlerde Belediye Başkanı Lütfü Bey (Lütfü Kotan) ile Ermeni bir murahhas (temsilci) arasında geçen meşhur konuşma  şöyledir:

​"Belediye Reisi Lütfü Bey'e Ermeni murahhası: 'Bu binalar hep bizimdir, görüyorsunuz ya!' diye bir iddiada bulunur. Lütfü Bey, onu kolundan tutarak şehrin kenarındaki büyük mezarlığa götürür ve der ki: ​'Bakın, bu taşlar bizim tapu senetlerimizdir. Sizin iddia ettiğiniz binalar her zaman yapılabilir, fakat bu kadar ölüyü bir yere toplamak için asırlar lazımdır. Erzurum'un asıl sahibi bunlardır.'" Tanpınar bu hadiseyi naklettikten sonra, Erzurum’un bu yönünü şu cümlelerle mühürler: ​"Gerçekten Erzurum, ölülerinin dirilerinden çok olduğu bir şehirdir. Orada toprak, sadece ekin bitiren bir yer değil, nesillerin birbirine eklendiği bir tarih hazinesidir.”-

 

Sizce de ihmal edilmemesi gereken manidar bir gerçek değil mi mezarlıklar? Üzerinden o topraklarda kimin hakim olduğunu ispatlamak… Tarihin ve coğrafyanın her yerinde varlığına ipotek koyulanlara yok olanların verdiği cevap..! Peki ya Kudüs..? Gerçekten  israil ne istiyor mezarlıklardan..?

( devam edecek…)

 

Selam ve dua ile…