" Çünkü; Sadece konuşuyoruz, keşke bir şey yapabilsek ama şu bir gerçek ki; konuşmak bile o kadar iyi geliyor ki... Çok duygusal şeyler yaşıyoruz . Size üç tane olay anlatıp bu yazı dizimizi bitireceğiz.
Birincisi; Anadolu’muzun bir şehrinde bir üniversiteye konferansa davet edildik. Gittiğimiz ortamda birçok Uygur kardeşimiz de hazır bulunuyordu. Biz salona biraz erken varınca bazı hadiselere de tanık olduk. Arkadaşlar konuşma yapacağımız kürsüyü hazırlarken baktık ki salondan içeri bir dede girdi. O da Uygur. 90 yaşlarında, bembeyaz sakallı, başında dobba, üzerinde cübbe..., "Hastaneden kalkıp geldim" dedi. Sesi çok zor çıkıyor. “Sizi dinlemek için geldim." dedi "Bugün burada biz konuşulacağız." dedi. Sadece konuşacağız, düşünün…
Sonra en ön sıraya oturdu. Tabii salon da henüz boş olduğu için biz de yanına gittik, elini öperek bir süre kendisi ile sohbet ettik. 1960’larda Türkiye’ye gelip yerleşmiş bir Uygur ailenin atası. Çocukları, torunları hepsi vatandaş olmuşlar. Hak ve hukuk anlamında her şeyleri bizim gibi. Söylediğimiz gibi biz uygur dede ile çok koyu sohbet ederken salonda da hazırlıklar tüm hızıyla sürüyor. O sırada bizim konuşma yapacağımız masanın üzerine bir arkadaş ikili bir bayrak koydu. Birinde Türk bayrağımız ötekinde Doğu Türkistan bayrağı bulunuyor. Uygur dede bulunduğumuz yerden şöyle bir baktı ve dikkat kesilerek durdu... "Bayrağı düzeltin!" Dedi, "Düzeltecek bir şey yok ki" dedik, oradan bakıyoruz biz de, bayrak düzgün hani, iki tane bayrak duruyor ve düzeltilecek birşey de yok. Meğer fark edememişiz bizim Türk bayrağının ucu çok az kıvrılmış, minicik... Dede onu fark etmiş. -ondan başka kimse de fark etmezdi zaten.- Ben de bakıyorum ama göremiyorum ki! Sahnedeki çocuklara söyledik düzeltin diye onlar da fark edemediler. Sonra bizzat kalkıp biz düzeltelim deyip kalktık. Çünkü O bir türlü rahatlayamadı, çıkamadı mevzudan. Çıktık, düzelterek simetrisini sağladık. "Oldu mu?" dedik. "Oldu" yaptı kafasını öne eğerek. Yanına indik, "Amca bir şey sorabilir miyiz? Bu kadar küçük bir detay, kimse de fark etmezdi, buna niye bu kadar takıldın ki?" Ne dedi biliyor musunuz? "Evladım" dedi... Bakınız 60’larda ülkeye gelerek vatandaş olmuş Uygur bir dede diyor bunu: "Biz burada günah keçisiyiz. Birazdan bu program başlar sonra arkadan biri bir fotoğraf çeker ve intizamsızlığı görürse 'Uygurlar bir program yaptı Türk bayrağına saygısızlık yaptılar, bayrağın kenarı kıvrık kaldı hiç kimsede düzeltmedi' diye orada burada paylaşırlar" dedi. Evet, bu detaya takılmak için bir şeyler yaşamış olmak lazım, normal bir algı deği bul yani. Sonra amcanın bir tanıdığından bu konuyu sorduk, "Ya böyle söyledi, niye böyle söyledi, ne oldu?" "Ah" dedi, "Siz bizim Türkiye’de yaşadıklarımızı bir bilseniz..." Bakın sığınmacı, mülteci falan değil; vatandaş olmuş, bizim gibi insanlar ama demek ki neler yaşıyorlar… Birincisi bu, çok etkiledi bu hadise bizi.
İkincisi; İstanbul Müftülüğü'nden bazı hocalarımız "Her yere gidiyorsun bir bize gelmedin" diye bizi davet ettiler. Yine büyük bir salon, salonun girişi bizimm solumuzda kalıyor. Tam konuşmamız bitti, inmek üzere iken kapı kapalıydı biri kapıyı açıp içeri girdi. 45 yaşlarında Uygur bir beyefendi. Yine başında dobba, cübbe ama şöyle girdi; birkaç kişi arkasından sanki takip ediyormuş da bir an önce bir yere yetişmeye çalışıyormuş aceleliği ile girdi… Kapı büyük bir gürültüyle açılmıştı, koştu, koştu, koştu, bir fren yapıyor edasıyla durdu. Önce bana döndü, "Allah sizden razı olsun" dedi. Sonra seyirciye döndü, "Allah sizden de razı olsun" dedi. Sonra bir dakika boyunca soluk soluğa şu cümleleri kurdu "Ben Kaşgarlıyım. 35 senedir Kaşgar'ı göremiyorum. Annemden, babamdan haberim yok, kimsenin sağ olup olmadığını bilmiyorum. İştittiğim kadarıyla annem vefat etmiş, onun vefatını bile üç sene sonra tesadüfen birinden duydum. Şu an çocuğum hasta ve hastanede yatıyor, annesini evladımın yanında bıraktım geldim bu toplantımıza. Ve size sadece ‘Allah razı olsun’ demek için geldim" dedi, Ve çıkıp gitti. Biz şaşkınlıktan bir müddet kalakaldık... Arkadaşlara "İşte konuşmanın özeti" dedik. Özellikle ayarlasanız bu kadar olmaz yani. Bu abi bir bakıma kendi kendine geldi ve adeta bir saat boyunca konuşulmuş olanları özetleyip gitti… Son bir olay; Yine bir Uygur derneğinde böyle konuşuyoruz. Biz yine fotoğraflı sunum yapmaktayız. Kaşgar, Yar-kent, Hotan... Farklı şehirlerden birçok Uygur büyüklerimiz var. O zaman daha yeni dönmüştük o topraklardan ve bu sunum 3 - 3,5 saat sürdü. Biz "Kaşgar" diyoruz, "Dur dur dur" diyorlar. Sonra çekiliyoruz kenara, onlar böyle fotoğrafı dakikalarca izleyip konuşuyorlar. Meğer oraları 25-30 senedir görememenin hasret ve özlemi... Biz de tabii şaşkınlığımızı gizleyemiyoruz. En son sunum bitti ve içlerinden birisi bize sıkı, sıkı sarıldı öyle ki kemiklerimizi kıracak gibi. İlk defa tanışıyoruz, şaşırdık tabii. Dedi ki: "Şaşırdınız biliyorum. Fakat şöyle düşün. Hani, Anadolu’da hacca, umreye gidenler döndükten sonra kucaklanır ya senin o gözlerin Kabe’yi gördü, senin o ayakların Mekke’de Medine’de yürüdü' denir ya Bak! ben de Kaşgarlıyım. 25 senedir Kaşgar’ı göremiyorum. Allah lütfetmiş sana kapıları açmış gitmişsin, görmüşsün. Şimdi karşıma geçmiş diyorsun ki 'Ben geçen Kaşgar’daydım, geçen şuradaydım, buradaydm. Ben seni tabii ki kucaklayıp, koklayacağım, sen memleket kokuyorsun" dedi. O zaman dedik: "Abi bir daha kucaklaşalım" Evet, ricamız şu ki o kucaklaşmayı da ihmal etmeyelim.”
Rabbim başta bu yazı dizisinin oluşmasına vesile olan Gazeteci/yazar Taha Kılınç ve kendisiyle mesai sarf eden arkadaşları ve tüm emek verenler olmak üzere, bu ulvi beldelerin ulvi mücadelelerine tanık olduğumuz gibi bu beldelerin muzaffer olabilmeleri adına mücadele edebilme izzet, şeref ve kararlılığını da hepimize lütfeylesin. Bize aktarılan bu yazı dizisini huzur-u mahşerde tarafımızı belli ettiğimize dair müşahid eylesin. Gönüllerimizi, birlikteliğimizi, özverimizi, nusretiyle taçlandırıp; tüm mazlum islam coğrafyalarında akan kanı durdursun ve bizlere imdat eylesin. Tevfikine refik, bizleri af ve mağfiret eylesin. Her türlü kaza ve beladan hıfz-u emin eylesin. Allah yar kalpler beraber olsun. SON.
Selam ve dua ile….

