KUTSİ VE MUKADDES BİR YARA; SELAM OLSUN KUDÜS VE KAŞGAR'A (13.BÖLÜM)

(...devam ediyor)

…bu mesele Hui Müslümanları! Sosyal medyada duymuşsunuzdur birçok noktada paylaşılır; 'İslam Çin'de yayılıyor, camiler kalabalık, Müslüman çarşıları dopdolu' gibi propagandalar yapılır. Kim bunlar? Yani Çinli Müslümanlar derken kimi kastediyoruz?

 

 Evet, ​Huiler diye özel bir grup var. Bunlar dokuz yüzlü, binli yıllardan itibaren bugünkü İran, Özbekistan, Kazakistan, Kırgızistan, Moğolistan gibi daha dış çevrelerden Çin'e doğru göç etmiş, sonraki yüzyıllar içerisinde evlilik başta olmak üzere birtakım yönelimlerle tamamen Çinliler ile asimile olarak adeta  Çinlilerin içerisinde erimiş Müslüman bir halk. 20 milyon civarında nüfusları var. Tamamen Çinli kabul ediliyorlar; ırk olarak da artık tamamen asimile olmuş durumdalar.  Ve bunların bugün Çin'den bağımsız bir tarihleri, kültürleri ve gelenekleri yok. Her şeyleri Çinli. Tek farkları namaz kılıyorlar o kadar. Öyle ki, yemek zevkleri bile tamamen Çinli Olmuş durumda. ​Çin bunları dünyanın vitrininde tutarak dünyaya şu mesajı vermek istiyor: 'Bakın benim İslam'la bir derdim olsa -hani daha önce israil'in de bir kısım Müslümanı ayırarak onların bulunduğu bölgede uyguladığı politika gibi- buradaki camileri kapatırım. Kapatıyor muyum? Hayır. Uygurlar mı? Ama onlar terörist.' İnanın bizim şu kulaklarımız şu cümleleri bile duydu: 'Ee.. Uygurlar da o kadar radikal olmasın canım!' Bunu söyleyenler içimizdeki Müslümanlar. Bakın Çin'in oltasına gelmişler ama maalesef fark edemiyorlar. Aradaki bu karşılaştırmalardan etkilenmiş, Uygurları kendince çok radikal oldukları için cezalandırılan, yaptıklarından dolayı yaşadıklarını hak eden bir millet olarak görüyor bahsettiğimiz bu bakış açısı. Çin de tam olarak bunu söyletmek istiyor zaten. -ekranda Çin bayrağı önünde sarıklı kişilerin resmi var- Gördüğünüz gibi Çin bayrağı ve önünde hocalar, hatta başlarında sarıkları da üzerlerinde de gayet geniş kıyafetleri var. Ya da mesela gördüğünüz gibi -ekranda başörtülü ve takkeli çocukların resmi var- tamamen mütesettir bir şekilde eğitim alan, hatta İslami eğitim alan Hui çocuklar. Bunlara -bunlarla ilgili yapılmış bir sürü röportaj var- Bunlara Uygurları sorduğunuzda ne yazık ki ya 'Bilmiyoruz' diyorlar ya da Uygurların terörist olduğunu söylüyorlar. Bakınız, sosyal proje başarıya ulaşmış. İşte bu senaryo hem kendi içindeki ayrımı derinleştiriyor hem de Uygur meselesini bizim açımızdan anlatılamaz bir hale getiriyor. Böylelikle dünyaya, yaptıklarını legalize ediyor ve bunu bir senaryo ile sunuyor. 'Bakın namazsa namaz, kılıyorlar. Ee.. sizin derdiniz ne?' noktasında bir tartışma başlatılıyor..! -ekranda Çin devlet başkanının bir camiyi ziyaret görüntüsü var- Ya da şöyle video ve  fotoğraflı propaganda… Çin Devlet Başkanı cami ziyaret ediyor, camide Müslümanlarla sohbet ediyor. Bu yüzden özellikle Türkiye'den farklı vesilelerle, ticaret vs. iş için Pekin'e falan gidenlerin kafası çok karışıyor. Pekin'e gittiğinde bir Hui camisinde namaz kılıyor, cuma namazı hatta bayram namazı vs. kılıp dönüp geliyor ve 'Allah Allah, baskı var diyorlar ama ben hiç baskı görmedim..!' diyor. 'Ben gittim, 'Pekin'de namaz kıldım.' Bilmiyor ki Pekin'de kılıyor ama Kaşgar'da kılınamıyor. Çünkü kıldırmıyorlar(!) sorun da bu zaten. ​İnsanlar şimdi tam olarak bu ikileme sürüklenmeye çalışılıyor. Bakın israil'in birinci bölümde aktardığımız senaryosunu hatırlayın. 'Niye Gazze'ye vuruyorum? Çünkü onlar terörist. Ee peki Batı Şeria, Hayfa, Akka..? Onlar benim vatandaşım olmuş, yaşıyorlar.' İnsanları bu ikileme sürüklüyorlar, bu arada içeride ayrım da derinleşiyor, O da dünyaya yaptıklarını legalize etmek için bu senaryoyu sunuyor. Bu durumu çok iyi anlamak zorundayız. O yüzden Doğu Türkistan meselesinde bize sorarsanız en zor yanlarından bir tanesi bu Hui Müslümanlarının konumu.

   Son yıllarda Çin bir şeye daha başladı. -ekranda bir camiinin üstte eski ve altta yeni resimleri var- Bakın yukarıda bir cami, altta da yukarıdaki caminin yeni görüntüsü. Farkı görüyor musunuz? Bakın kubbe yok, minareler yok. Bakın alttakine mesela, Kelime-i Tevhid'i görmeyin, muhtemelen onları da kaldıracaklar(!) Alttakine ‘bu bir tapınak’ desek, ‘bir Konfüçyüs tapınağı’ muhtemelen sizler de ‘Evet’ derdiniz. Çünkü yukarıdaki fotoğrafta yok ettikleri şeylere bakın, onlar ne? Kubbe, minare. Niye bunları yok ediyor? Çünkü; Çin şu anda Doğu Türkistan'ın tamamında böyle bir politika uyguluyor. Hui Müslümanlarında bu politikaya başlamış durumdalar. Bu politikaya 'İslam'ın Çinlileştirilmesi' adını veriyorlar. İslam'ın Çinlileştirilmesi ne demek? Kubbe yok 'Arap adeti' minare yok 'Arap adeti'. Ee peki diyelim ki biz yabancı bir insan olarak oraya gittik, camiyi nasıl tanıyacağız? Tarihi oluşum içerisinde Müslümanlara ait evrensel bir mimari oluşmuş durumda. Kubbe, minare vs.. Bu durum artık her türlü tartışmalardan uzak bir şekilde Müslümanların şiarına dönüşmüş durumda. Çin bunu fark ettiği için bu ortak hafızayı silmeye çalışıyor. Zaman zaman hacda, umrede ya da bazen Kudüs'te Çinli Müslümanlarla karşılaştığımızda sohbet ediyoruz ve maalesef dikkatimizi şu çekiyor; sohbet bir türlü ümmet noktasına gelmiyor. Niye? Çünkü ümmetin içinde onlar kaybolmasın diye kenara ayırıyor. Anlaşılıyor ki burada çok sosyal bir proje var(!) Evet, camiler fiziksel müdahaleler ile başkalaştırılıyor. -ekranda tamamıyla birbirinden farklı camii resimleri gösteriliyor- Bakın şu soldaki camiydi, şuna dönüştü. Sağdakine cami diyebilir misiniz? Bakın görüntüye bakın. Baktığınız zaman burada Çin’in 'İslam'ın Çinlileştirilmesi' projesini görmektesiniz. Bunları Huilere yapıyorlar, hani Doğu Türkistan'dan artık bahsetmiyoruz bu aşamada, bu başlıkta. Bakın kendilerine adeta muti (itaatkar) olmuş olan Huilere bile bunları yapıyorlar, varın Doğu Türkistan’ı siz düşünün..! ​Mesela solda bakın bir camii, hilaller yok. Niye? Çünkü o da İslam’ın simgesi. Hilal’in yerine düz demir gibi bir şeyler yerleştiriyorlar. Aynı şekilde bakın burda da kubbeler yok . Sol taraftaki resme bakın herhangi bir Müslüman’ın gittiği zaman kendisini oraya ait hissedebileceği mimari bir form var ama sağda sanki kamu binasına benzeyen bir yapı… Söylediğimiz gibi Kubbe, minare, hilal vs. bizim evrensel sembollerimiz.

 

​    Doğu Türkistan'dan döndükten sonra bizlere çokça sorulan birkaç soru var, onların özellikle iki tanesini cevaplamak arzusundayız. Birincisi: 'Gittiniz, gördünüz ve nitekim bu edinimlerinizi Filistin ve Doğu Türkistan kıyaslamalarıyla bizlere aktardınız. Yalnız şu dikkatimizi çekti anlattığınız kadarıyla ümitvar olabileceğimiz hiç birşey söylemediniz. Anlattığınız şeyler düşündüğümüzden çok daha fazlasıymış. Peki hiç ümitvar olabileceğimiz malzeme yok mu elinizde? Yani ümitvar olmayalım mı?' diye soruluyor. Şöyle diyelim: Ümit var tabi. Yani bu kadar şey söyledik. Ümidimizi yitirmiş olsak niye buralara gelelim ya da sizler neden buraya gelesiniz? Neden burada toplanalım mesela? Çünkü hala ümidimizi taşıyoruz. Diyoruz ki: 'Öncelikle bu konuyu bir anlayalım! belki bir şeyler yapabiliriz, bu konuyu nasıl değiştirebiliriz?' Bakın içinizi yoklayın, neden böyle hava muhalefetinin olduğu bir günde buraya geldik ve hep beraber toplandık? -bu sunumun gerçekleştiği gün hava kapalı ve çok yağışlıydı- Çünkü ümit taşıyoruz. Size bu durumu güzel bir örnekle ifade edebilirim. O da şu ki..?

 

(devam edecek…)

 

Selam ve dua ile…