KUTSİ VE MUKADDES BİR YARA; SELAM OLSUN KUDÜS VE KAŞGAR'A (10.BÖLÜM)

(devam ediyor…)

 

…her yer güvenlik kameralarıyla yedi, yirmidört tarandığı için, insanların hayatlarının fiziksel, mimari ve günlük bağlamda devamlı zorlaştırıldığı bir hayat söz konusu. Biz bölgede sadece 8 gün kaldık fakat çok zor ve gergin bir seyahat gerçekleştirdik. Gerçekten İslam dünyasında şimdiye kadar yaptığımız en zorlu seyahatti. Çok şükür biz nihayetinde girdik ve çıktık. Ama kendimize şu soruyu sormadan duramadık: 'İnsanlar böyle bir kuşatmayla nasıl yaşıyorlar, nasıl başa çıkıyorlar?' Çünkü sadece bizim tabiri caizse 'anahtar deliğinden' gördüğümüz manzara bile gitmeden önce okuduğumuz her şeyin teyidi oldu ki bizim gördüğümüzden çok daha fazlasını sahada insanların yaşadığına tanık olduk.

Bakın burası yine Kaşgar, - ekranda Kaşgar ve etrafını yüksekçe binaların kuşattığı Iydgâh camii'ni gösteren bir fotoğraf var - arkada İydgâh Camii. Fakat dikkat ederseniz şehrin ortasına Çinlilerin yerleştirildiği bloklar var. Kaşgar 2009'da, o dönemde yaşanan bir depremden sonra Çin yönetiminin sözde şehri güçlendirme adına tekrar inşa ettiği bir şehir. Görmüş olduğunuz Kaşgar'daki binaların tamamı yeni. Eski fotoğraflarla kıyasladığımızda daha kadim, otantik bir şehir görürdünüz. Fakat şehri tekrar inşa ederken ne yaptıkları gün gibi ortada. Örneğin; Eski ailelerin beraber ama mahremiyete uygun olarak yaşadıkları avluları yok ettiler. Evlerin altındaki, belki bazıları yüzlerce yıllık olan depoları, ambarları yok ettiler. Sözde depreme daha dayanıklı binalar ortaya çıkarmak adına yaptılar bu yıkımı. İşte burada da tıpkı israil'in Kudüs başta olmak üzere Filistin'in şehirlerinde -sözüm ona-  güvenlik gerekçesiyle yaptığı gibi binaların içerisine, kadim şehrin merkezine modern binalar sokuşturdular. Doğu Türkistan'daki manzara da bu doğrultuda. Onlarda buralara Çinlileri yerleştirmiş durumdalar. Biz Gulca şehrinde sokakları dolaşırken, Müslümanların evlerinin arasında bakıyoruz ki Çinli bir ev ama aynı Filistin'de ki gibi (!) Karakol yapmış ama o karakolun asıl görevi asayiş değil(!) mahallede ne olup bittiğini gözetlemek. Çinli turistler oraya girip çıkıyor ama etraftaki bütün hareketler, her şey onların gözetim ve denetimi altında. Zaten her yer kamera ile an be an izleniyor. Yani yerleşimler de aynı israil'de ki gibi çok net benzerlikler.

 

     -Iydgâh Camii'nin eski bir görüntüsü ekranda- -Yazı dizisinin başında- birinci bölümde hatırlarsanız ‘kibutlar’dan bahsedilmişti. israil'in kuruluş sürecinde özellikle bir işgal yöntemi olarak tarımın kullanılması bahsinde. -ekranda tarım işçilerinin gözüktüğü bir resim- Bu fotoğrafa baktığımızda işte 1900'lerde Tel Aviv yakınlarındaki ilk Yahudi yerleşimi desek muhtemelen inandırıcı olurdu. Çünkü manzara aynı. Özel bir isimleri olan bir oluşum da burada var. 'Bingtuan' diyorlar, yani 'silahlı tarım birlikleri' anlamında. Çince bir tabir. israil ‘kibut’ dediğimiz kolektif çiftlikler sistemini nasıl israil'in kuruluşundan önce Filistin işgali için kullandıysa, aynı şekilde Çin de Doğu Türkistan'daki işgali tarım yoluyla başlattı. Bu bağlamda ​1949 yılı ve sonrasında Doğu Türkistan'a yoğun bir şekilde çiftçiler taşınmaya başlandı. Çiftçiler o kolonileri korumak için silahlandırıldılar. Hatta Mao döneminde tarım devrimi, toprak devrimi, toprak reformu gibi unsurlarla bu durum halka doğrudan yansıtıldı. Mesela şu fotoğraf; -ekranda kadın askerleri de gösteren bir resim var- buralarda kadın erkek tıpkı israil’deki gibi askerlik yaptıkları için burada da manzara aynı. Gördüğünüz gibi sayılamayacak kadar fazla benzerlikler. Tabii biz burada sadece birkaç noktayı öne çıkarmaktayız. Bu bahsettiğimiz tarım birliklerini korumak için de ayrıca askerler görevlendiriliyor. Tabii bunların görevi aynı zamanda Doğu Türkistan'daki Müslümanları terörize etmek, tıpkı yerleşimcilerin Batı Şeria ve diğer şehirlerde yaptığı gibi. - ekranda üzerinde Çince yazılar ve kimi yerleri kırmızı işaretlerin olduğu bir harita var - ​Doğu Türkistan'da şu anda bahsetmiş olduğum yerleşim yerinin haritasını görüyorsunuz. Gördüğünüz üzere harita Çince. Bütün şu görmüş olduğunuz kırmızı işaretli yerler ki bakın Gulca burada, Kaşgar burada, Aksu burada, Urumçi burada, Turfan burada. Buralar kadim Doğu Türkistan beldeleri. Fakat gördüğünüz gibi, tamamen kendi eyalet sistemlerine göre tasnif edilmiş. Aynı manzarayı mor renklerle gösterilen Kudüs'ün etrafındaki yerleşim haritasından da görmüştük. Evet, manzara yine aynı. Dikkat ediniz! yerleşimciler yoluyla  doğrudan doğruya demografiye bir müdahale var ve burada temelde tarım başlığı var. Malumunuz şu anda israil ve Çin arasında teknolojide, tarımda, bilişimde vs. ciddi bir yardımlaşma da öne çıkıyor. Hatta gidenlerin en çok etkilenerek; 'Vay be(!) çok gelişmiş bir ülke'. Tabii bu neyin bedeli..!  Onu da şu anda burada konuşmaya çalışıyoruz…

 

   Seyahatimiz boyunca özellikle 30 milyondan fazla Müslüman'ın yaşadığı bir coğrafyada, camilerde yoğunlaşıyoruz. Acaba camilerde namaz kılabilecek miyiz? Çünkü gitmeden önce işittiğimiz ve dinlediğimiz kadarıyla Doğu Türkistan'a dair anlatılardan birincisi, camilerin tamamen kapalı olduğu ifadeleriydi. Evet, ne yazık ki biz de bu gerçeği çok acı bir şekilde tecrübe ettik. ​Gulca'dan başladık, oradan Kaşgar, oradan Artuş, oradan Opal, oradan Yarkent, Hoten, Urumçi, Turfan… Urumçi'de birkaç göstermelik camii -ki oralar eyalet başkenti bu yüzden çok fazla turistin gidip-geldiği bir  yer olmasından dolayı kontrollü bir şekilde izin verilen camiler- dışında tek bir camiye girmemize bile müsaade edilmedi. Kaşgar Iydgâh Camii -ekranda Camii dışına taşmış kalabalık bir cemaat fotoğrafı var - keşke bu görüntü güncel bir görüntü olsaydı. Maalesef 2015'lerde insanların şöyle koltuklarında -engelli sandalyesinde namaz kılan bir Müslüman-  bakın şurada bir tane - kolunun arasında seccadesi ile bir Müslüman- Müslüman kardeşimiz koltuğunun altında namaza yetişmeye çalışıyor, seccadesini tutmuş. Herhangi birimizin cumaya geç kaldığındaki manzarası gibi. Fakat ne yazık ki bu fotoğraf 2014-15'lerdeki bir fotoğraf. ​-Başka bir fotoğraf geleneksel kıyafetleriyle insanlar- Ya da mesela şu fotoğrafa bakın farklı insanlar, tesettürlü hanımlar, farklı kıyafetler, geleneksel kıyafetler. Bir başka gerçeklik daha; Uygurlarla birlikte Kazakları, Kırgızları, Özbekleri falan da kattığımızda, 30 milyondan fazla Müslüman'ın yaşadığı bir coğrafyada, sekiz gün boyunca bir tek tesettürlü Müslüman hanım görmedik(!) Bir tane bile(!) Sakal, sarık, cübbe gibi İslami, tarihi ve geleneksel birçok kıyafetlere de aynı şekilde yasak getirilmişti. Evet, sokaklardaki manzara zaten açık bir şekilde buna işaret etmekteydi.” Peki, şu fotoğrafa ne dersiniz..? O ne idi(!)

 

(devam edecek…)

 

Selam ve dua ile..