Son yıllarda ne yazık ki tarihî mekânlarımız, bilinçsiz ellerin açtığı yaralarla sessizce yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalıyor. Erzurum’un önemli kültürel değerlerinden biri olan Öksürük Baba Türbesi de bu talihsiz durumlardan nasibini almış yerlerden biridir. Türbe çevresinde yapılan izinsiz define kazıları, sadece toprağı değil; aynı zamanda geçmişimizi, inancımızı ve kültürel hafızamızı da tahrip etmektedir. Oysa tarihî eserler, bir milletin kimliğidir. Onları korumak; sadece bugüne değil, geleceğe karşı da sorumluluğumuzdur. Bir taşın yerinden sökülmesi, bir yazının silinmesi ya da bir türbenin ihmal edilmesi; aslında geçmişle kurduğumuz bağın zayıflaması anlamına gelir. Bu yüzden tarihî mekânlara sahip çıkmak, onları tanımak ve tanıtmak büyük bir görevdir.

İşte bu düşünceden hareketle, çocuklarımızın ve gençlerimizin bu değerleri daha iyi kavrayabilmesi adına, şehrimizin hafızasında yer etmiş iki hikâyeyi sizlerle paylaşmak istiyorum. İlki “Öksürük Baba”, yarın ise “Sıvırcık Kuşu” hikâyesiyle karşınızda olacağım.
Benim annem çok şakacı biridir. Geçen yıl, yani karın lapa lapa yağdığı bir aralık akşamı, yine bana bir şaka yapmış ve gülmeme neden olmuştu. O gece yatağımda ateşler içinde yanıyor, şiddetli öksürükten neredeyse nefes dahi alamıyordum. Annem ise yatağımın başucunda duruyor, beni doktora götürmek yerine telefonda bir arkadaşıyla konuşuyor, anlamadığım şeyler mırıldanıyordu. Telefon konuşması bitince bana dönüp,
“Senin öksürüğünün çaresi belli evladım,” dedi.
“Hazırlan, Öksürük Baba Türbesi’ne gidiyoruz.”
“Orası yeni açılmış bir hastane mi?” diye sormama fırsat kalmadan annemin talimatları peş peşe gelmişti. Kısa sürede hazırlanmış, kendimi bir anda arabada bulmuştum. Üşüyor, titriyor ve hâlâ şiddetli bir şekilde öksürüyordum. Annem, babamla evlendikten sonra Erzurum’a gelin gelmişti. Yani yaşadığımız şehrin aslında yabancısıydı. Ama şehrin tarihine karşı büyük bir ilgisi vardı. Eskiye ait ne varsa araştırır, öğrendiklerini bana da öğretmeye çalışırdı. Öksürük Baba Türbesi’ni nereden duyduğunu bilmiyorum ama burayı ziyaret edenlerin, Allah’ın izniyle, öksürüklerinden kurtulduklarına dair inancı yol boyunca tekrar edip durdu. Arabamız Habip Efendi Mahallesi’nden yavaşça ilerledi. Mahmut Paşa Türbesi’ni geçtikten sonra Karskapı civarına ulaştık. Tosya’ya geldiğimizde annem heyecanla etrafı işaret etti. Öksürük Baba Türbesi yolumuzun sol tarafında, Çifte Kardeşler Türbesi’nin tam karşısında yer alıyordu.

Türbenin etrafı taşlarla çevriliydi, üstü ise açıktı. Taşların üzerine gelişigüzel sürülmüş yeşil boyalar dikkatimi çekti. Bir köşede “Öksürük Baba” yazısı silik bir şekilde duruyordu; bazı harfler neredeyse tamamen kaybolmuştu. Üstelik çevrede kazılmış yerler de göze çarpıyordu. Belli ki birileri burada define aramıştı. O an içimde büyük bir üzüntü oluştu. Annemin anlattığı, şifa dağıtan o manevi mekân ile gördüğüm manzara birbirine hiç uymuyordu. Annemin dediğine göre, burayı ziyaret eden kişilerin öksürüklerinin Allah’ın izniyle geçtiğine halk arasında inanılırmış. Açık bırakılan taşlardan birinin arasından içeri baktığımda iki mezar gördüm. Şehirde anlatılanlara göre, burada yatan kişilerin Peygamber Efendimiz zamanında yaşamış kimseler olduğu söylenirmiş.
Annem ayrıca huysuz çocukların da burayı ziyaret ettikten sonra huylarının değiştiğine inanıldığını, bu yüzden türbeye “Huykesen” adının da verildiğini söyledi. Bu anlatılanlar bana hem ilginç hem de biraz gizemli gelmişti. Birlikte bildiğimiz duaları okuduk. Soğuk hava yüzümü keserken annemin duasındaki samimiyet içimi ısıtmıştı. Ardından tekrar arabamıza bindik. Ama aklım türbede kalmıştı. İçinin ve çevresinin bakımsız oluşu, yapılan kazılar ve silinmiş yazılar beni derinden etkilemişti. Keşke bu tür yerler daha iyi korunsa, daha temiz ve düzenli tutulsa diye düşündüm. Çünkü bu mekânlar sadece taş yığınları değil; geçmişimizin, inancımızın ve kültürümüzün canlı tanıklarıydı.

Belki de biz sahip çıkarsak, gelecek nesiller de bu değerleri tanıyacak ve koruyacaktır. Ve belki o zaman, sadece hastalıklara değil; unutulmaya yüz tutmuş değerlerimize de şifa bulmuş olacağız.

