ERZURUM’UN YAŞAYAN İNSAN HAZİNELERİ-5 YAVUZ KIRKÜZER

Kıymetli okurlarım, Erzurum’un hafızasında yaşayan, emeğiyle şehre ruh veren, alın terini sanata dönüştüren kıymetli isimleri konu ettiğimiz “Erzurum Yaşayan İnsan Hazineleri” yazı dizimizde bugün sizleri ahşabın diliyle konuşan bir usta ile buluşturacağız. Teknolojinin hızla ilerlediği, el emeğinin giderek azaldığı günümüzde; sabrın, ince işçiliğin ve ustalığın hâlâ nefes aldığı mütevazı bir atölyeye misafir olduk. Bugünkü konuğumuz, ömrünü ahşaba şekil vermeye adamış, yaptığı her esere emeğini, ruhunu ve yılların birikimini nakşetmiş değerli ustamız Yavuz Kırküzer. Erzurum Kalesi’nin arka tarafında bulunan küçük ama anlamı büyük atölyesinde çalışmalarını sürdüren Yavuz Usta, yalnızca ahşabı işleyen bir sanatkâr değil; aynı zamanda geçmişin zarafetini geleceğe taşıyan yaşayan bir kültür taşıyıcısıdır. Onun ellerinde sıradan bir tahta parçası; kimi zaman bir hatıraya, kimi zaman bir sanat eserine, kimi zaman da kaybolmaya yüz tutmuş geleneklerin sessiz bir şahidine dönüşüyor. Atölyesine adım attığınız anda sizi ahşabın kendine has kokusu, duvarlara sinmiş emek ve yılların biriktirdiği ustalık karşılıyor. Her köşede sabrın izini, her eserde ince düşünülmüş bir emeği görmek mümkün. Günümüz dünyasında hızla tüketilen birçok değerin aksine, Yavuz Usta’nın işi aceleye değil; dikkat, tecrübe ve gönül vermeye dayanıyor. Belki de bu yüzden yaptığı her çalışma, sadece bir ürün değil; aynı zamanda bir hikâye taşıyor. Yıllarını bu sanata veren, Erzurum’un geleneksel el sanatlarını yaşatmak adına büyük bir gayret ortaya koyan kıymetli ustamızla gerçekleştirdiğimiz samimi ve keyifli sohbetten geriye kalanları siz değerli okurlarımızla paylaşmak istiyorum. Bizleri sıcak sohbetiyle ağırlayan, mesleğine duyduğu sevgiyi içtenlikle anlatan Yavuz Kırküzer Usta’ya gönülden teşekkür ediyorum.

AHŞAP USTALIĞIYLA TANIŞMANIZ NASIL OLDU?

Yavuz Kırküzer: “Ahşap sanatıyla tanışmam çok küçük yaşlara dayanır. Yetmişli yılların sonu ile seksenli yılların başı, benim için mesleğin temellerinin atıldığı en önemli dönemlerdi. Ahşap işlemeciliğine henüz 13 yaşındayken çırak olarak başladım. O yıllarda Erzurum’da bu sanatla uğraşan yalnızca 7-8 atölye bulunuyordu ve benim çalıştığım atölye Üç Kümbetler civarındaydı. Çocuk yaşta başladığım bu yolculukta, ustalarımın yanında hem mesleğin inceliklerini öğrendim hem de ahşabın ruhunu tanımaya başladım. Yıllar içinde emek vererek, sabırla çalışarak kendimi geliştirdim. 1986 yılına gelindiğinde ise artık Erzurum’da tanınan ve yaptığı işler takdir edilen bir usta olmuştum.”

BU MESLEĞE YÖNELMENİZDE SİZİ ETKİLEYEN KİŞİ VEYA OLAYLAR NELERDİ?

Yavuz Kırküzer: “Evet, beni çok eski yıllara götürdünüz. Meslekteki ilk ustalarım, rahmet ve minnetle andığım Bahattin Altay ile Sebahattin Altay kardeşlerdi. Kendilerinden sadece mesleğin inceliklerini değil; sabrı, disiplini ve iş ahlakını da öğrendim. Şimdilerde İstanbul Şirinevler’de yaşamlarını sürdürüyorlar. Allah ömürlerini uzun eylesin; benim üzerimde çok büyük emekleri ve hakları vardır. Ustalarım, Erzurum’a Ankara’dan gelmişlerdi. O dönemlerde ahşap oymacılığı konusunda önemli bir birikime sahiptiler ve ben de onların yanında yetişme fırsatı buldum. Ahşaba şekil vermeyi, desenin inceliğini ve oymacılığın ruhunu onlardan öğrendim. Bugün hâlâ yaptığım işlerde onların öğretilerinin izleri vardır. Ayrıca bu sanatta ilerlemem ve mesleğe bağlılığımı sürdürmem konusunda duayen isimlerden Suat Yazıcı’nın da çok önemli katkıları oldu. Onun teşviki, yol göstermesi ve sanata verdiği değer, benim bu meslekte daha da ilerlememde etkili olmuştur.”

ERZURUM’DA AHŞAP İŞÇİLİĞİ KENDİNE ÖZGÜ BİR DİLİ VE GELENEĞİ VAR. SİZCE BU GELENEĞİ DİĞER ŞEHİRLERDEN AYIRAN TEMEL ÖZELLİK NELERDİR?

Yavuz Kırküzer: “Erzurum’da ahşap sanatında kendine özgü önemli stil farklılıkları vardır. Özellikle tarihî konaklarda kullanılan işlemeler, motifler ve desenler diğer şehirlerde pek rastlanmayan özgün bir karakter taşır. Her konağın kapısında, tavanında ya da dolap işlemelerinde farklı bir estetik anlayış görmek mümkündür. Bu desenlerin ortaya çıkışında ise zamanla değişen mobilya anlayışı ve yaşam kültürü etkili olmuştur. Erzurum’un iklimi, mimarisi ve geleneksel yaşam biçimi ahşap işçiliğine de doğrudan yansımıştır. Bu nedenle burada yapılan oymalar ve süslemeler sadece bir dekor değil; aynı zamanda şehrin kültürel hafızasının bir parçasıdır. Erzurum, ahşap sanatındaki bu özgün üslubu ve ince işçiliğiyle birçok şehirden ayrılan özel bir yere sahiptir.”

USTALIK YOLCULUĞUNUZDA EN ÇOK BENİMSEDİĞİNİZ TEKNİKLER HANGİLERİDİR?

Yavuz Kırküzer: “Ahşap sanatında benimsediğim ve severek uyguladığım birçok teknik ve motif vardır. Özellikle C kıvrım ve S kıvrım teknikleri, çalışmalarımda en çok tercih ettiğim ve kendimi en yakın hissettiğim motifler arasında yer alır. Bu kıvrımlar, ahşaba hem estetik bir zarafet hem de hareket kazandırır. İnce işçilik isteyen bu teknikler, ustalığın sabırla birleştiği özel uygulamalardır. Yaptığım eserlerde bu motifleri kullanırken hem geleneksel çizgiyi korumaya hem de ahşabın doğal ruhunu ortaya çıkarmaya özen gösteriyorum.”

OYMA, GEÇME VE KÜNDEKARİ GİBİ YÖNTEMLERLE İLİŞKİSİNİZ NASIL GELİŞTİ?

Yavuz Kırküzer: “Benim sanat anlayışım ve ustalığım tamamen geçmişten aldığım eğitimle şekillendi. Ben alaylı yetişmiş bir ustayım. Bizler okul sıralarında değil, atölyelerde yetiştik. Bizim okulumuz çalıştığımız atölyelerdi; öğretmenlerimiz ise ustalarımızdı. Mesleğin inceliklerini kitaplardan değil, yıllarını bu işe vermiş ustaların yanında çalışarak öğrendik. Ahşaba nasıl dokunulacağını, sabrı, emeği ve iş ahlakını onlardan gördük. Bugün sahip olduğum bütün birikimin temelinde de o eski atölye kültürü ve ustalarımdan aldığım terbiye vardır.”

BİR ESERİ ORTAYA KOYARKEN SİZİ EN ÇOK ZORLAYAN AŞAMA HANGİSİ OLUYOR?

Yavuz Kırküzer: “Bu durum yapılan eserin türüne göre değişiklik gösteriyor. Bir cami kapısı hazırlarken ya da bir medreseye eser kazandırırken bambaşka bir anlayış ve hassasiyetle çalışıyoruz. Çünkü tarihî ve manevi değeri olan yapılarda kullanılan motifler, ölçüler ve işçilik daha farklı bir özen gerektiriyor. Ancak villa, köşk ya da ev gibi yapılarda ise hem mimariye hem de kişinin zevkine uygun çalışmalar ortaya koymak gerekiyor. Her eserin ruhu ve dili farklı olduğu için kullanılan teknikleri ve desenleri de buna göre şekilleniyor.'

Yarın devam edecek...