ERZURUM’UN YAŞAYAN İNSAN HAZİNELERİ-5 YAVUZ KIRKÜZER-2

Bu gün Erzurum’un yaşayan insan hazineleri yazı dizimizde ahşap ustamız Yavuz Kırküzer ile yaptığımız röportajın ikinci bölümünü sizlerle paylaşacağım. Keyifli okumalar dilerim. Yazımıza farklı isimlere yer vererek devam edeceğiz.

TASARIM MI, UYGULAMA MI, MALZEME SEÇİMİ Mİ?

Yavuz Kırküzer: “Bu soruya hiç tereddüt etmeden ‘malzeme seçimi’ diye cevap veririm. Çünkü ahşap canlı bir malzemedir; nefes alır, zamanla değişir ve kullanılan ağacın kalitesi yapılan işin ömrünü doğrudan etkiler. Bu yüzden doğru ağacı seçmek, sanatın en önemli aşamalarından biridir. Özellikle kündekâri sanatında malzeme seçimi daha da büyük önem taşır. Kündekâri, küçük ahşap parçalarının büyük bir ustalıkla bir araya getirilmesiyle oluşan özel bir sanattır. Burada parçaların küçük ve uyumlu olması çok önemlidir. Küçük parçalar hem eserin sağlamlığını artırır hem de zamanla oluşabilecek çatlama ve eğrilmeleri en aza indirir. Bu nedenle iyi bir eser ortaya koyabilmek için önce doğru malzemeyi tanımak gerekir.”

AHŞAPLA ÇALIŞIRKEN SİZİ MOTİVE EDEN NEDİR?

Yavuz Kırküzer: “Beni motive eden en önemli şey, yaptığım işi gerçekten seviyor olmamdır. İnsan sevmediği bir işi bu kadar uzun yıllar sabırla sürdüremez. Eğer mesleğime gönül vermemiş olsaydım, bugün hâlâ atölyemde aynı heyecanla çalışıyor olmam mümkün olmazdı. Emekli olmama rağmen günümün büyük bir bölümünü atölyemde geçiriyorum. Çünkü ahşapla uğraşmak benim için sadece bir meslek değil, aynı zamanda hayatın kendisidir. Ahşap işlemeciliği adeta iğneyle kuyu kazmaya benzer. Büyük bir dikkat, emek ve sabır ister. Bazen üzerinde çalıştığımız bir eser günlerce, hatta aylarca sürebiliyor. İşte tam da burada sabır devreye giriyor. Bu sanat aceleyi kabul etmez; her aşaması ince ince düşünülmeli ve emek verilmelidir. Günümüzde ise insanların en çok kaybettiği değerlerden biri sabır oldu. Oysa bu meslek, sabır olmadan asla sürdürülebilecek bir sanat değildir.”

BUGÜNE KADAR YAPTIĞINIZ ÇALIŞMALAR ARASINDA BENİM İÇİN AYRI BİR YERİ VAR DEDİĞİNİZ BİR ESER VAR MI? NEDEN BU ESER?

Yavuz Kırküzer: “Çeyiz sandıkları benim için her zaman ayrı bir önem taşımıştır. Çeyiz sandığı sadece bir eşya değil, iki insanın kuracağı mutlu yuvanın ilk hatıralarından biridir. Bu yüzden çeyiz sandığı yaparken diğer işlerden daha farklı bir heyecan ve mutluluk hissederdim. Her sandığın içinde bir umut, bir hayal ve yeni bir hayatın başlangıcı vardı. Atölyeme gelen nişanlı çiftlerin çeyiz sandıklarıyla ilgili isteklerini dinlemek beni ayrıca mutlu ederdi. Her biri kendi hayalini sandığa yansıtmak isterdi. Kimi kuş motifleri ister, kimi çiçek desenlerine hayran olurdu. Bazıları ise tamamen kendilerine özgü, farklı desenlerde bir çeyiz sandığı hayal ederdi. Ben de onların isteklerini ahşaba işlemeye çalışır, ortaya hem estetik hem de manevi değeri olan eserler çıkarmaya gayret ederdim. Bu yüzden yaptığım her çeyiz sandığı benim için ayrı bir hikâye ve ayrı bir hatıra taşır.”

GELENEKSEL MOTİFLER İLE MODERN İHTİYAÇLAR ARASINDA NASIL BİR DENGE KURUYORSUNUZ? GÜNÜMÜZ ZEVKLERİ İŞLERİNİZİ NASIL ETKİLİYOR?

Yavuz Kırküzer: Geleneksel motifler ile modern ihtiyaçlar arasında bir denge kurarken temel yaklaşımım, geleneğin ruhunu bozmadan günün zevklerine uyum sağlayabilmektir. C ve S kıvrımları gibi klasik motifleri korurum ama tasarımın ölçüsünü ve kullanım biçimini günümüz anlayışına göre sadeleştiririm.  Günümüz zevkleri elbette işlerimi etkiliyor; artık daha sade, daha işlevsel ürünler tercih ediliyor. Biz de bunu dikkate alıyoruz ama özünden kopmadan. 

Açıkçası ben bu işi ticari bir kaygıyla yapmıyorum. Emekli olduktan sonra daha çok hobi ve gönül işi olarak devam ediyorum. Atölyeye girip ahşapla uğraşmak benim için bir geçimden ziyade bir huzur meselesi.

ERZURUM’DA AHŞAP USTALIĞINI GELECEĞİNİ NASIL GÖRÜYORSUNUZ?

Yavuz Kırküzer: Erzurum’da ahşap ustalığının geleceğine pek iyimser bakamıyorum. En büyük sıkıntımız çırak bulamamak. Eskiden atölyeler doluydu, gençler bu işe merakla gelir, öğrenmek isterdi. Şimdi ise kapıyı çalan neredeyse yok. Geleneksel sanatlara ilgi azaldığı için meslek yavaş yavaş yalnızlaşıyor. Bu gidişle bu işin devamı konusunda ciddi endişelerim var.

GENÇLERİN BU TÜR EL SANATLARINA İLGİSİ HAKKINDA NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ?

Yavuz Kırküzer: Bu soruya cevap verirken insanın içine bir hüzün de karışıyor. Bir zamanlar çıraklıkla başlayan, sabırla öğrenilen ve yıllar içinde ustalığa dönüşen bir yolculuğun bugün aynı karşılığı bulmadığını görmek kolay değil. Gençlerin bu tür sanatlara ilgisi hakkında açıkçası hüzünlü düşünüyorum. Eskiden bu işlere merak vardı, sabır vardı, öğrenme isteği vardı. Şimdi ise gençlerin büyük bir kısmı daha hızlı sonuç almak istiyor. Oysa ahşap ustalığı sabır isteyen, zamanla pişen bir meslektir. Ne yazık ki bugün gençliğin önemli bir bölümünü sanattan uzak görüyorum. El emeğine, ince işçiliğe ilgi azalmış durumda. Her şeyin çabuk tüketildiği bir dönemde yaşıyoruz. Bu yüzden de uzun emek isteyen bu tür sanatlara yönelen genç sayısı çok az. Bu durum da beni gerçekten üzüyor.

USTA-ÇIRAK İLİŞKİSİNİN BU GÜN GELDİĞİ NOKTAYI NASIL DEĞERLENDİRİRSİNİZ?

Yavuz Kırküzer: Usta-çırak ilişkisi bugün ne yazık ki zayıflamış durumda. Eskiden bu ilişki sadece bir meslek öğretimi değil, aynı zamanda bir terbiye ve hayat eğitimiydi. Çırak ustasını sadece izleyerek değil, onun yanında yaşayarak öğrenirdi. Sabır, disiplin ve emeğe saygı bu ilişkinin temeliydi. Bugün ise bu bağın eskisi kadar güçlü olmadığını görüyoruz. Gençler uzun süre aynı yerde kalmak istemiyor, hemen sonuç almak istiyor. Bu da usta-çırak kültürünün yavaş yavaş zayıflamasına neden oluyor. Açıkçası bu durum, geleneksel sanatların devamı açısından ciddi bir kayıp.

 

AHŞAP USTALIĞININ SADECE BİR MESLEK DEĞİL, AYNI ZAMANDA BİR KÜLTÜR TAŞIYICISI OLDUĞUNU SÖYLEYEBİLİR MİSİNİZ?

Yavuz Kırküzer: Ahşap ustalığı benim için sadece bir meslek değildir; aynı zamanda bir kültür taşıyıcısıdır. Yapılan her iş, geçmişten gelen bir anlayışın, bir estetik zevkin ve bir yaşam biçiminin izlerini taşır. Kullanılan motifler, seçilen desenler ve işçilik, aslında bir toplumun hafızasını yansıtır. Bu nedenle ahşaba verilen her şekil, sadece bir ürün ortaya koymak değil; aynı zamanda kültürü yaşatmak ve onu geleceğe aktarmaktır. Bu yönüyle ahşap ustalığı, nesilden nesle aktarılan çok değerli bir mirastır.

 

YEREL YÖNETİMLER, OKULLAR VEYA KÜLTÜR KURUMLARI EL SANATLARINI YAŞATMAK İÇİN SİZCE NELER YAPMALI?

Yavuz Kırküzer: Yerel yönetimler, okullar ve kültür kurumları bu konuda daha aktif ve planlı hareket etmelidir. Öncelikle el sanatlarının sadece sergilerde gösterilen bir değer değil, öğrenilen ve yaşatılan bir alan olduğu unutulmamalıdır. Okullarda öğrencilerin bu tür atölyelerle buluşturulması, ustaların davet edilerek deneyimlerini aktarması çok önemlidir. Yerel yönetimler ise ustalara atölye imkânı, malzeme desteği ve gençleri teşvik edecek kurs ortamları sağlamalıdır. Kültür kurumları da bu sanatları belgeleyip arşivleyerek gelecek nesillere aktarmalıdır. Kısacası bu iş, sadece ustaların çabasıyla değil; toplumun tüm kurumlarının birlikte sahiplenmesiyle yaşatılabilir.

YILLARINI AHŞABA VERMİŞ BİR USTA OLARAK BU YOLA ÇIKMAK İSTEYEN GENÇLERE VERECEĞİNİZ EN ÖNEMLİ TAVSİYE NE OLUR?

Yavuz Kırküzer: Yıllarını ahşaba vermiş bir usta olarak bu yola çıkmak isteyen gençlere en önemli tavsiyem sabır ve sebat olacaktır. Bu iş, aceleyle öğrenilecek bir iş değildir; zaman, emek ve gönül ister. Eğer bu işe gerçekten ilgi duyuyorlarsa, zorluklarına da hazırlıklı olmalıdırlar. Ama en önemlisi şudur: Gençler mutlaka bir sanat edinmelidir. Ne olursa olsun bir insan doktor, öğretmen, mühendis olabilir; fakat yanında bir sanatla da uğraşmalıdır. Sanat insanı hem ruhen besler hem de hayata farklı bir anlam katar. Ahşap olsun, müzik olsun, resim olsun… İnsanın el emeğiyle ürettiği her şey onu daha dengeli ve daha güçlü bir birey yapar. 

Erzurum’un kültür hafızasında önemli bir yer tutan ahşap sanatına yıllarını vermiş Yavuz Kırküzer Usta ile yapılan bu samimi sohbet, aslında sadece bir meslek anlatısı değil; aynı zamanda bir hayat tecrübesinin, bir emeğin ve bir geleneğin de aktarımıdır. Ustanın anlattıkları; çıraklıktan ustalığa uzanan sabır dolu yolculuğu, ustalarının emeğini, atölye kültürünü, ahşabın ruhunu ve bugün karşı karşıya kalınan zorlukları bütün açıklığıyla ortaya koymaktadır. Her cümlesinde hem bir geçmişin izini hem de kaybolmaya yüz tutmuş bir sanatın sessiz çığlığını duymak mümkündür. Böylesine kıymetli bir ustanın tecrübelerini paylaşması, yalnızca bugün için değil, yarın için de büyük bir kazanımdır. Bu tür ustalar, sadece eser üreten kişiler değil; aynı zamanda kültürü yaşatan, aktaran ve geleceğe taşıyan birer hafıza taşıyıcısıdır. Bu değerli sohbet için Yavuz Kırküzer Usta’ya içtenlikle teşekkür ediyor, kendisine sağlıklı ve bereketli ömürler diliyorum. Ahşaba kattığı emek ve ruhun, yeni nesiller için bir ilham kaynağı olmasını temenni ediyorum.