Erzurum’un köklü kültür mirasını, hafızasını ve insan hikâyeleriyle yoğrulmuş değerlerini gün yüzüne çıkarmayı amaçlayan “Yaşayan İnsan Hazineleri” yazı dizimizde, bugün yine anlamlı bir ismi ağırlıyoruz. Bu topraklar, yalnızca tarihî yapılarıyla değil; yaşanmışlıkları, birikimleri ve sessiz ama derin izler bırakan insanlarıyla da zengindir. İşte tam da bu yüzden, her bir konuğumuz aslında bir dönemin tanığı, bir geleneğin taşıyıcısı ve gelecek nesillere aktarılması gereken kıymetli bir mirasın temsilcisidir. Günümüzün hızla değişen dünyasında, değerlerin çoğu zaman arka planda kaldığı, hatıraların unutulmaya yüz tuttuğu bir dönemde; böylesi isimleri dinlemek, anlamak ve kayıt altına almak bir sorumluluk hâline gelmiştir. Çünkü her biri, yaşadıklarıyla bize yalnızca geçmişi anlatmaz; aynı zamanda bugünü anlamamıza ve yarını inşa etmemize de ışık tutar. İşte bu düşüncelerle, bugün köşemizde hayat tecrübesi, duruşu ve Erzurum’a kattığı değerlerle dikkat çeken Nurullah Akçayır’ı misafir ediyoruz. Onun hikâyesi; sabrın, emeğin, vefanın ve köklerine bağlılığın somut bir örneği olarak karşımıza çıkıyor. Yılların biriktirdiği hatıralar, tanıklık ettiği değişimler ve gönül dünyasındaki zenginlik, bu söyleşiyi yalnızca bir sohbet olmaktan çıkarıp adeta bir kültür yolculuğuna dönüştürüyor. Şimdi sözü fazla uzatmadan, Erzurum’un yaşayan hafızalarından biri olan Nurullah Akçayır’ın hayatına, düşüncelerine ve bizlere bırakmak istediği izlere birlikte kulak verelim. Biz sorduk Nurullah Akçayır cevap, kendisine bir kez daha teşekkür ediyorum, ömrü uzun olsun.
“NURULLAH AKÇAYIR KİMDİR?” SORUSUNA RESMÎ BİR CEVABINIZ VAR MI?

Hiç olmadı. Kendimi anlatırken bir özgeçmişten çok bir ses arıyorum. Hayatım boyunca bir türkünün bir yerinde durdum; başında değil, sonunda da değil. Daha çok arada… Beni tanımlayan şey yaptıklarım kadar, susup dinlediklerim oldu.
ERZURUM’DA BAŞLAYAN YOLCULUKTA SİZİ MÜZİĞE YAKLAŞTIRAN İLK SES NEYDİ?

Erzurum’da müzik sonradan girmez hayata; zaten oradadır. Uzun kış geceleri, sobanın çıtırtısı, büyüklerin yarım bıraktığı türküler… Ben müziği bir kayıt cihazıyla değil, evin içindeki sessizlikle tanıdım. Dinlemek, konuşmaktan önce geldi.
BAĞLAMA ZAMANLA SİZİN İÇİN NEYE DÖNÜŞTÜ?

Bağlama benim için bir enstrümandan çok bir hafıza taşıyıcısıdır. Elime aldığımda sadece çaldığım ezgiler değil, çalamadıklarım da gelir. Bana ait olmayan ama bana emanet edilmiş bir geçmişi taşırım. Parmaklarım kadar hatıralarım çalışır.
TÜRKÜLER SİZCE DAHA ÇOK YAŞANMIŞLIKLARIN MI, YAŞANAMAMIŞ DUYGULARIN MI KAYDIDIR?
İkisinin tam ortasında dururlar. Türkü yaşanmış olanı anlatır ama çoğu zaman yaşanamamış olanı tamamlar. Söylenemeyen cümlelerin yerine geçer. Belki de bu yüzden bu kadar sahicidir.

TRT ÇATISI ALTINDA GEÇEN YILLAR SİZE NE KATTI?
TRT, insana önce sabrı öğretir. Her şeyi hemen söyleyemeyeceğini, her sesi yükseltemeyeceğini anlarsın. Disiplin ağır basar ama bu bir baskı değil; bir süzgeçtir. O süzgeçten geçen ses daha kalıcı olur.

USTA–ÇIRAK İLİŞKİSİ SİZİN YOLUNUZDA NASIL ŞEKİLLENDİ?
Benim ustalarım sadece insanlar değildi. Plaklar, eski kayıtlar, sustuğum anlar... Bugün hâlâ kendimi zincirin tamamlanmış bir halkası olarak görmüyorum. Daha çok emanet taşıyan bir yolcu gibiyim.

ANADOLU TÜRKÜLERİNDEKİ KADER VE SABIR DUYGUSU SİZE NE SÖYLÜYOR?
Bu sabır bir teslimiyet değil, sessiz bir direniştir. Bağırmaz ama vazgeçmez. Kader, başa gelen şey değil; başa gelenle ne yaptığındır.

YILLAR GEÇTİKÇE SESİNİZ Mİ DEĞİŞTİ, YOKSA ANLAM MI DERİNLEŞTİ?
Ses elbette değişir. Ama asıl değişen, sesin taşıdığı yüktür. Bugün daha az süslü, daha çok anlam arayan bir icram var.
DÖNÜP DÖNÜP HATIRLADIĞINIZ BİR ÇALIŞMA VAR MI?
Var. Ama isimlerinden çok, bende bıraktıkları hâllerle ilgileniyorum. Bazı çalışmalar insanı hâlâ yoklar çünkü söyledikleri bitmemiştir.

SAHNEDE SÖYLENEN TÜRKÜYLE YALNIZKEN ÇALINAN TÜRKÜ ARASINDA FARK VAR MI?
Büyük fark var. Yalnızken çalınan türkü daha çıplaktır. Sahnede söylenen türkü ise daha sorumludur. Biri içe, diğeri dışa bakar.
TÜRKÜNÜN YAVAŞLIĞI BUGÜN BİR HANDİKAP MI?

Hayır. Bu yavaşlık bilinçli bir duruştur. Türkü acele etmez. Dinleyeni de aceleden vazgeçmeye çağırır.
ERZURUM VE DOĞU ANADOLU MÜZİĞİ SİZCE HAK ETTİĞİ YERDE Mİ?

Henüz değil. Sorun temsil değil, derinlikli dinleme eksikliği. Bu müzik kenarda tutuluyor ama aslında merkezin kendisi.
BİR TÜRKÜ, BİR ARŞİV BELGESİ KADAR GÜÇLÜ BİR TARİH TANIĞI OLABİLİR Mİ?
Olabilir. Hatta bazen daha güçlüdür. Belge rakam tutar, türkü acıyı saklamaz.
Bu söyleşide sesin, suskunluğun ve hafızanın izini bizimle paylaşan Nurullah Akçayır’a teşekkür ederim. Türküye bir icra değil, bir emanet bilinciyle yaklaşan bu duruşun; Erzurum’un, Doğu Anadolu’nun ve Anadolu’nun ortak hafızasına dair önemli bir kayıt olduğuna inanıyoruz.

Zamanın hızına karşı sözü ağırdan alan bu katkı, Milletin Sesi arşivinde kalıcı bir yer edinecektir. Bizzat bizlere zaman ayırıp, arşivinden en özel fotoğrafları paylaşan kıymetli sanatçımız, kültür elçimiz Nurullah Akçayır’a saygılarımla.

