Erzurum’un köklü kültürünü, hafızasını ve birikimini geleceğe taşıma amacıyla hazırladığımız “Yaşayan İnsan Hazineleri” yazı dizimizin bugünkü konuğu, kıymetli Zekiye Çomaklı ablamızdır. Her biri ayrı bir değer taşıyan bu isimleri sizlerle buluşturmanın sorumluluğunu hissederken, Zekiye ablamızın samimiyeti ve birikimi bu köşeye ayrı bir derinlik kazandırdı. Uzun yıllardır Ankara’da yaşamını sürdürmesine rağmen, Erzurum’a olan gönül bağını hiçbir zaman koparmayan Zekiye Çomaklı, bizleri kırmayarak sorularımıza içtenlik ve açıklıkla cevap verdi. Onun anlattıkları, yalnızca bireysel bir hayat hikâyesi değil; aynı zamanda bir dönemin tanıklığı, bir kültürün sesi ve hafızası niteliğindedir. Söyleşimiz boyunca hem geçmişin izlerini hem de bugünle kurulan köprüleri yakından görme fırsatı bulduk. Kıymetli vaktini ayırarak bu çalışmaya katkı sunduğu, bilgi ve hatıralarını bizlerle cömertçe paylaştığı için kendisine gönülden teşekkür ediyorum. Temennimiz odur ki; ömrü uzun, kalemi daim olsun ve nice hatıraları, nice birikimleri gelecek nesillere aktarmaya devam etsin. Siz değerli okuyucularımıza da bu anlamlı söyleşiyi keyifle okumanızı diliyorum. Erzurum’un yaşayan hafızalarını gün yüzüne çıkarmaya devam edeceğimiz bu yolculukta, bir sonraki “insan hazinesi”nde yeniden buluşmak ümidiyle…
ZEKIYE ÇOMAKLI KIMDIR? KENDINIZI NASIL TANIMLARSINIZ?
DAGC Başkanı Ayhan Türkez’in tanımı ile “Onu; bazen Tv de bazen radyo da duygusal şiirler okurken, bazen sahnede salonu ayağa kaldıracak hamasi Şiilerini seslendirirken görürsünüz. Bir bakarsınız Polis Bayramında Polis kıyafetini giymiş bayan polislerin manga başı bir bakarsınız aile içi şiddeti durdurmak için yürüyen bir protestocudur. O milli meseleler de miting meydanlarında uzatılan mikrofona kendine has üslubu ile tepkisini koyan bir Türk kadını, bazen yurt dışında verdiği konferanslarda Erzurum kültürünü anlatan bir konuşmacı, bazen TV Programlarında Erzurum’u layığı ile anlatmaya çalışan araştırmacı kimliği ile bir ev hanımı, bazen yardım dağıtımlarında gönüllü elemandır. O, Şiirleri Özbekçeye çevrilen, Azerbaycan da ve Almanya da yayınlanan dergilerde “Erzurum’da Zaman” isimli yazısının yayınlanmasından duyduğu heyecanı herkesle paylamaya çalışan, çoğu zaman ondan umut bekleyenlere anne şefkati ile yaklaşan Erzurum’un ablası sıfatını “adımın önünde giden ablalık vasfım” diyerek kanıksamış, evini yuvasını 51 yıllık bir ömür denilecek kocaman bir zaman diliminde selamet ile yönetmiş, iyi bir eş, iyi bir anne, iyi bir komşu olmaya azami özen gösteren, bazen torunlarını okula götüren bir babaanne, adet ve törelerine, gelenek-göreneklerine sıkı sıkıya bağlı “ne kadar Avrupai giyinsem de ben Müslüman –Türk toplumunun evladıyım, bunu unutma hakkım yok “ diyen bir Anadolu kadını olarak görürsünüz.
YAZARLIK SERÜVENINIZDE SIZI EN ÇOK BESLEYEN KAYNAKLAR NELER OLDU?
Yazılarım ve şiirlerimde konu olarak bölge insanının mutluluğu, sevinci, hüznü ve yaşam tarzı yer alıyor, Bir yazar veya şairin kalıcılığı hitap ettiği insanların duygularına tercümanlık yaptığı ölçüde ayakta kalır ve sonraki nesillere ulaşır diye düşünüyorum, bölge insanının duygularına elimden geldiğince ,kalemim yettiğince tercümanlık etmeye çalışıyorum.
Erzurum’un bilinmeyen, kaybolmaya yüz tutmuş kültüründen bir şeyleri unutmamak, geleceğe bir belge olarak bırakmak sanki benim birinci vazifelerimden biriydi. Yazılarımda Aşkale’yi, dedemden –babaannemden dinlediğim savaş anılarını ve sokakta arkadaşlarımla oynadığımız oyunları, Bahar bayramında gittiğimiz piknikleri, yerli malı haftasını falan yazıyordum. Acaba o çocuk kimliğimle üzerime düşen sorumluluk diye mi düşünüyordum bilmiyorum ki...
O DÖNEMIN TOPLUMSAL VE MESLEKI ATMOSFERI NASILDI?
Erzurum da iki gazete vardı ,yazı yazan fazla kimse yoktu. Yazı ile uğraşan ilk kadın benim. Hürsöz gazetesi sahibi Ahmet Polat beyefendi rahmetli olunca gazeteyi yürütemediler. 1992 de Erzurum Gazetesi çıktı ikinci sayısından itibaren orada DOBRA DOBRA ismi ile köşe yazdım ve hiç olumsuz eleştiri almadım..
AILE, ŞEHIR, YAŞANMIŞLIKLAR VE ERZURUM’UN IKLIMI YAZI DILINIZI NASIL ETKILEDI?
Yaşadıkları coğrafyanın özellikleri insanların yüzlerine ve kişiliklerine yansır fakat sert iklimin insanı sert görünmesine rağmen sevecen, atak bir huya sahiptir. Başka memleketler öyle midir bilemem ama Anadolu insanı ile coğrafyası arasında gerçekten akıl almaz bir ilişki vardır. Bu coğrafyanın kadını farklıdır. O yapılan şeylerde hata arayan değil, her sabah evladına "kimseye bulaşmamasını "tembih eden bir kadın tipidir. Kadın olarak bölgemizin kadını, bu vatanın en karanlık günlerinde ayakta kalmayı başarmış, delikanlı vakur, başını asla eğmeyen, ay-yıldızlı bayrağın gönderi gibi dimdik duran, yokluklar içerisinde, bin kere ölüp bin kere dirilen, düşmanlarına ummadığı dersi veren asla yıkılmayan kadınların evlatları olarak bizlerde aynı yolda yürüyen analar olmaya gayret etmekteyiz. Bizler yerelde çalışmalar yaparak Nene Hatunlardan, Kara Fatmalardan gelen cesaretimizle Anadolu kadınları olarak bir takım işler başarmaya çalışıyoruz. Çünkü biliyoruz ki “Kadının her konuda olduğu gibi ekonomik ve sosyal açıdan gelişmesi, kalkınmanın temel şartıdır.” Kadın ne kadar eğitimli olursa o kadar verimli olur.”
ŞİİRLERİNİZDE DUYGU YOĞUNLUĞU VE YEREL MOTİFLER DİKKAT ÇEKİYOR. ŞİİR SİZİN İÇİN BİR ANLATIM ARACI MI, YOKSA BİR DİRENÇ VE VAROLUŞ BİÇİMİ Mİ?
Bazıları derler ki “boş zamanlarımda şiir yazarım” halbu ki boş teneke yalnız ses çıkarır. Boş zamanda, hissetmeden, duymadan ne yazacaksınız. Şiir; hissedilir, kendiliğinden büyümeye başlar, yüreğinizden beyninize ve akabinde kaleminize doğru yol alır ve kağıda dökülerek yazılır. Şiir günlük endişeler taşır ve dünya görüşünüzün fideler gibi boy atmasıdır. Sadece şiirler mi yüreğinizde oluşup büyüyecek inanın değil, yazacağınız yazının konusu da kendiliğinden ortaya çıkar ve büyür belleğinizden taşar kalemler yazmaya başlar ve o yazılar sessiz haykırışlar olur. Kelime hazineniz geniş olacak, bol bol okuyacaksınız, birilerinden bir şeyler kapacak, örnek alacaksınız. Bir olayı bizzat yaşamanız şart değil, bir film seyredersiniz duygulanırsınız, arkadaşınızın sevincine ya da kederine gerçekten katılırsınız, vatan, millet, bayrak, ana-baba-evlat sevgisini veya endişesini kalpten duyarsınız ve şiir kendiliğinden gelir. “Duyguları Giyinmek, Hatmigül, Papatya Yağmurları” isimli üç adet şiir kitabım var.
TRT ERZURUM RADYOSU’NDA HAZIRLADIĞINIZ KÜLTÜR PROGRAMLARININ SIZIN IÇIN ANLAMI NEYDI?
Çok anlamı var, en başta bir sürü değişik tahsilde ve anlayışta insanlarla çalışmak ve değişik kültür ve anlayışta insanlara anlam taşıyan bişeyler sunmak durumundasınız. Bir konuyu sohbet olarak sadece sesinizle dinleyiciye sunarken kendi sesinizi değil onlara o konuyu cazip hale getirecek onların sesini kullanmak zorundasınız. Karşınızda kimseyi görmeseniz bile bir salonda yüzlerce insan varmış gibi hareket etmek durumundasınız. En azından sizi dinleyenlere ve sonraki nesillere rehber olmaya çalışıyorsunuz ve rehber olurken de kültürünün önemli unsurlarını onlara doğru bir şekilde aktarmayı radyo da öğreniyorsunuz.
RADYO, YAZIYA KIYASLA SIZE NE KATTI?
Yazılarım da dile getirdiğim konuları kültürel bağlarına bağlı olan insanlarımıza samimi olduğunuzu ses tonunuzla vurgulayarak ulaşıyorsunuz. Beynimde ve yüreğimde insan doğa, hayvan sevgisi, yaşamın içinde yer alan insani ilişkiler, gelenek-görenekler veya memleket sevdası ile harmanlayarak görev bilinci kaleme aldığım yazılarımı mikrofonlardan sadece sesinizle, insanlar ile karşı karşıyaymış gibi hissetmeyi ve yazdıklarınızı dinleyici ile paylaşmayı öğreniyorsunuz.

ERZURUM’DA KADIN ODAKLI SIVIL TOPLUM ÇALIŞMALARININ ÖNCÜLERINDENSINIZ. ER-KADIN’IN KURULUŞ SÜRECINDE KARŞILAŞTIĞINIZ EN BÜYÜK ZORLUK NEYDI?
Erzurum Girişimci Kadınlar Derneği olarak kurulduğumuz 2003 yılından itibaren Erzurum kadınının ekonomik ve sosyal açıdan gelişmesi için bu güne kadar oluşturulamayan şartları bir nebze de olsa nasıl gün yüzüne çıkarabiliriz diye uğraşıyoruz. Atatürk Üniversitesi ,DPT VE UNDP nin yürüttüğü DAKAP( Doğu Anadolu Kalkınma programı) projesinde aldığımız seminerler sonucunda derneği kurduk. Mahallebaşında dezavantajlı kadınlarımız üzerine çalışmalarımızı yoğunlaştırdık. En başta okuma-yazma problemine çare bulmaya çalıştık, çünkü Mahallebaşında yaşayan kadınlarımızın en büyük problemiydi ve bine yakın kadınımıza okuma-yazma eğitimi verdik. Daha sonra ev eksenli çalışabilecekleri mesleki eğitimlere yöneldik, sizi temin ederim hiç bir sıkıntıyla karşılaşmadık. Derneğimize ve eğitimlerimize gelen kadınlar bir yerde rehabilite merkezine gidiyor gibi oldular. Kadın olarak asıl görevimiz haklarımızı bilmek, haklarımıza sahip çıkmak ve onları uygulamak olmalıdır. Çünkü biliyoruz ki; Kadının ekonomik ve sosyal açıdan gelişmesi, kalkınmanın temel şartıdır, feminizm denilen bize ait olmayan akımdaki Kadın hakları ile işimiz olmaz. Anadolu’da Türk-müslüman toplumun kadınları olarak ne yazık ki ÖZ GÜVEN eksikliğimiz var, inanın tek sıkıntı şu öz güven eksikliğini üzerimizden atmak.
BUGÜN GERIYE DÖNÜP BAKTIĞINIZDA, ERZURUM’DA KADINLARIN ÜRETIM ALANINDAKI KONUMUNU NASIL DEĞERLENDIRIYORSUNUZ? NELER DEĞIŞTI, NELER HÂLÂ EKSIK?
İlimizde benim başkanı olduğum Erzurum Girişimci Kadınlar derneğimizin birkaç yılda verdiği eğitimler sayesinde ara eleman olarak son derece nitelikli bir kadın kesimi oluştu. Bu potansiyeli oluşturan Erzurum kadını kendisine, kocasına ve evlatlarına iş imkânları sunacak
bir atölyenin, fabrikanın veya bir işletmenin hayalini kurarak bir müjde bekliyor. Son dönemlerde kadın-erkek yönünden güzel gelişmeler var fakat hala bekleme salonunda rötarlı tren bekleyen yolcular gibiyiz, yetkililer söylemden öteye gitmeyen konuları bize defalarca anlatmayı görev biliyorlar. Erzurum ve dolayısıyla doğu kadınının ekonomik yönden en büyük problemi kadını kocasız, çocuğu babasız bırakan gurbetçilik problemi. Halen en büyük eksiklik, işsizlik ve istihdam problemi kadınımızın belini büken birinci problem.
HATMIGÜL, DUYGULARI GIYINMEK VE DIĞER ESERLERINIZDE ORTAK BIR “HAFIZA DILI” SEZILIYOR. YAZARKEN BILINÇLI OLARAK BÖYLE BIR IZLEK MI KURUYORSUNUZ?
Hatmigül benim ikinci şiir kitabım. Hatmigül Şiirini okuduğunuz zaman samimi söylüyorum duygularınızın çok tanıdık fakat uzaklarda bir yere gittiğini hissedeceksiniz. Çünkü gerçek adı “Hatmigül” olan ve kendisi de çok güzel olup kaderi çok acı olan genç kızlık arkadaşımın hayat hikayesidir. Bu şiiri bir ikindi saatlerinde ev de temizlik yaparken rahmetli olan bu arkadaşımın halıyı silme şekli aklıma gelince elimdeki bezi bıraktım o anda bu şiiri yazdım. Bu hafıza dilimidir hocam siz söyleyin…‘’Hatmigül’’ün tüm gelirini Erzurum Emniyet Mensupları Eşleri Dayanışma Derneğine O’nu düşünerek bağışladım.
YEREL TARIH VE KÜLTÜREL MIRAS ÜZERINE YAPTIĞINIZ ÇALIŞMALAR SIZIN IÇIN NEDEN ÖNEMLI?
Biz güzel bir toprağın, güzel bir dinin, güzel bir milletin, güzel geleneklerin insanlarıyız. Bunlar bizim en değerli hazinelerimiz. Bizde ki aile yapısı basit ve sıradan değil, nesilden nesile devam eden milli görgü ve manevi endişeler üzerine kurulu, sağlam ve ahlaki temele oturmuş devlet ve aile kurma amaçlıdır. Bizlerin yerel tarihimizi ve kültürel mirasımızı ziyan etmek, unutmak gibi bir lüksümüz yoktur. Milli kültürünü kaybeden insanlar millet olma vasfını kaybederler , o yüzden başka iklimlerin çınarları değil kendi iklimimizin çiçekleri olmalıyız.
ERZURUM’UN HANGI YÖNÜ SIZCE YETERINCE ANLATILMIYOR?
Erzurum Erzurum tarih ve kültürel bakımdan Doğu Anadolu Bölgesinin en zengin kaynaklarını barındırması, kültür varlıklarının turizm sektörü içinde katma değer üretmesine rağmen Marka Kültür Kentleri arasında yer almaması sorunu bir türlü çözülemiyor. Hitit, Urartu, Roma, Gürcü, Sasani, İlhanlı, Gazneli, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait tarihi ve kültür değerlerine sahip olan Erzurum, Kültür ve Turizm Bakanlığınca Marka Kültür kentlerindeki yatırımlardan yoksun kalmıştır. Erzurum yatırım yoksulu bir şehir… Tarım ve hayvancılık çıkmazda, istihdam ise acil çözüm bekliyor. Uçan kuştan medet umuyoruz; mevsimler gelip geçiyor, yapraklar yeşerip dökülüyor, şarkılarda ki gibi ne gelen var ne giden değil gelen de var giden de ama boşu boşuna, yalnızca geliyorlar ve gidiyorlar…
ŞIIR SERGILERI, CEZAEVI ETKINLIKLERI VE DINLETILER DÜZENLEDINIZ. EDEBIYATIN “MEKÂN” DEĞIŞTIRDIĞINDE ETKISI SIZCE ARTIYOR MU?
Ortaokul ikinci sınıfta idim, Aşkale de bir cinayet işlenmişti ve birkaç kişiyi içeri almışlardı. İçeri alınanlardan birisinin annesi oğlunu görmeye gitmiş ama görüştürmemişler, dedeme geldi kadıncağız ve dedem savcı bey ile görüşerek olayı tatlıya bağladı ve ben çok etkilendim ve o yaşta ilk şiirimi yazdım. “bırak girsin gardiyan, karşında ki bir ana ağlayan” diye dizeleri olan ilk şiirimi yazdım ve sakladım. Bir gece İstanbulda İstiklal Caddesinde dolaşırken EDEBİ BAR diye bir bar gözüme takıldı. Barın edebisimi olur diye konuşuyoruz orada bir delikanlı “burası bar değil Kafe, edebiyat konuşuluyor, şiir dinletileri” yapılıyor dedi ve merak ederek içeri girdik. Köşede kocaman mumlarla loş bir aydınlatma yapılmış küçük bir sahne de biri kız diğeri erkek iki kişi şiir okuyorlar ve ilk defa duyduğumuz ŞİİR DİNLETİSİni burada öğrenmiş olduk. Erzurum’a dönünce Üniversite de Cumhuriyetimizin 75. Yılı için kendi şiirlerimden oluşan bir dinleti hazırladım. O dinletide GARDİYAN isimli şiirimi de okumuştum. Oradan aklıma takıldı ,Baş Savcımıza giderek gerekli izinleri aldım, bir kaç kere Cezaevinde dinleti düzenledim. Orada ki insanlarımıza da şiirler okutturdum ve çok farklı duygularla oradan ayrılıyorsunuz. İnanın anlatması çok zor duygular, o kapıların arkanzdan kapanması, arkada bir sürü insanın siz çıkarken arkanızdan öyle bakması öffff…işteeee…
ESERLERINIZIN AKADEMIK ÇALIŞMALARA KONU OLMASI SIZE NE HISSETTIRDI? BIR YAZAR IÇIN BU TÜR ÇALIŞMALARIN ANLAMI NEDIR?
Nesilden nesile devam eden milli görgü ve manevi endişeler üzerine kurulu, sağlam ve ahlaki temele oturmuş yerel kültürümüze ait çalışmalarımın öğrencilerimiz ve akademisyenlerimiz tarafından gurur verici bir şekilde kendi çalışmalarına kaynak, örnek ve altyapı oluşturmasından duyduğum onuru anlatmama imkân yok. Akademisyenlerimizin daveti ile öğrencelerimizle bir araya gelince, çalışmalarımın önemini bizzat ağızlarından dinlemenin gururunu yaşıyorum ,bunları inanın kelimelerle anlatmak imkânsız.
BUGÜN YENI BIR KITAP YAZMAYA BAŞLASAYDINIZ, BU BIR ŞIIR KITABI MI, BIR HATIRAT MI YOKSA ERZURUM’A DAIR YENI BIR BELLEK ÇALIŞMASI MI OLURDU?
Mutlaka Erzurumla veya yaşantımızla ilgili olur. Son kitabım yedi yıllık bir emeğin ürünü olan Türkçenin Özü- Dadaşın Sözü - ERZURUM AĞZI. Kitaplarımın isimlerine bakınca yeni bir kitap için karar verdiğimde konusunun ne olacağı ortaya çıkar. Araştırma kitaplarım “İPEK YOLUNDA BİR KAVŞAK–AŞKALE”, “KARLAR ÜLKESİNİN DAMAK TADI-Erzurum yöre Yemekleri”, diğeri “ ANAM BAŞKA BAĞLAR BACIM BİR BAŞKA- Erzurum Oyaları”, “BEYAZ ŞEHRİN SULTANLARI”.v.s.
SON OLARAK, GENÇLERINE TAVSIYENIZ NE OLUR?
"Sevgili Gençler; Sizler bizim hayal kahramanlarımız değil gerçek kahramanlarımızsınız. Gelenek göreneklerimizi, adet-törelerimizi korumak yönünde şahsiyetiniz ile yapacağınız her türlü çalışmaya destek vermeye hazırız. Avrupa’nın ilmini alalım ama yaşantısını değil. Sakın özenti içinde olmayın, bizim dinimiz de, milliyetimiz de diğer dünya milletlerinden çok farklı. Ait oldunuz toplumun fertleri olduğunuzu unutmadığınız müddetçe Kadın Hakları ile de sıkıntınız olmaz, kadınlarınıza Allah’ın emaneti gözü ile bakın, evlatlarınızı kendi kültürünüzü yozlaştırmadan yetiştirin. “ Öz kültürünü kaybeden milletler millet olma vasfını kaybederler, sakın bunları unutmayın. ” Girişimci olun, girişken olun. Potansiyelinizi boşa harcamayın ki size, dinimizi, bayrağımızı, Cumhuriyetimizi emanet edeceğiz, içimiz rahat etsin. Rabbime emanet olun…”

