Bazı şehirler vardır; sadece taşla, toprakla, binalarla değil, hafızayla yaşar. Erzurum da o şehirlerden biridir. Her sokağında tarihin izi, her yapısında medeniyetin sesi vardır. Uzun zamandır dikkatimi çeken önemli bir eksiklik bulunuyor: Şehrimize gelen insanlar, çoğu zaman gördükleri tarihî mekânların ruhunu tam olarak hissedemeden ayrılıyor.
Bugün Erzurum’a gelen yerli ve yabancı turistler; Aziziye Tabyaları’nı geziyor, Yakutiye Medresesi’nin önünde fotoğraf çektiriyor, Erzurum Kalesi’nin surlarına bakıyor, Ulu Camii’nde geçmişin izlerini arıyor, çoğu zaman bu yapıların neyi temsil ettiğini, hangi mücadelelere şahitlik ettiğini, hangi kültürel mirası taşıdığını öğrenemeden şehirden ayrılıyor.
Oysa bir şehri tanıtmak sadece tabelalarla mümkün değildir. Tarihi yaşatan şey anlatıdır. Bir mekânı değerli kılan yalnızca mimarisi değil, onun hikâyesidir.

İşte tam da bu nedenle uzun süredir üzerinde düşündüğüm bir öneriyi kamuoyuyla paylaşmak istiyorum: Erzurum’da gönüllü genç rehberlik modeli oluşturulmalıdır.
Özellikle Turizm ve Otelcilik Liseleri ile Sosyal Bilimler Liselerinde eğitim gören gençlerimizin bu çalışmanın merkezinde yer alabileceğine inanıyorum. Tarihe ilgi duyan, iletişim becerisi güçlü, yabancı dil bilen öğrencilerimiz; belirli eğitimlerden geçirilerek yaz aylarında ve uygun dönemlerde tarihî alanlarda gönüllü rehberlik yapabilirler.
Bu teklif yalnızca turizme yönelik bir çalışma değildir. Aynı zamanda gençlerin aidiyet duygusunu güçlendirecek önemli bir eğitim modelidir. İnsan, anlattığı yere bağlanır. Bir öğrenci Çifte Minareli Medrese’nin hikâyesini öğrenip başkalarına anlattığında, artık o yapı onun için sıradan bir taş bina olmaktan çıkar; yaşayan bir hafızaya dönüşür.
Bugün Erzurum’da önemli çalışmalar yürütülüyor. Erzurum Valiliği tarafından desteklenen restorasyonlar ve kültür rotaları, Erzurum Büyükşehir Belediyesi tarafından gerçekleştirilen çevre düzenlemeleri, ulaşım kolaylıkları ve kültürel organizasyonlar, Erzurum İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü tarafından hazırlanan tanıtım faaliyetleri şehrimize ciddi bir hareketlilik kazandırıyor. Bunların her biri çok kıymetli çalışmalardır. Ben inanıyorum ki bütün bu çabaların sahadaki en güçlü tamamlayıcısı insan olacaktır. Tarihi anlatan bir ses…

Şehri sevdiren samimi bir rehber… Ziyaretçinin zihninde iz bırakan genç bir anlatıcı…
Düşünün; Üç Kümbetler önünde duran bir öğrenci, yalnızca yapının mimarisini değil, Saltuklu ruhunu da anlatıyor. Lala Mustafa Paşa Camii avlusunda bir başka genç, Osmanlı şehir kültüründen söz ediyor. Şehre gelen bir turist ise Erzurum’dan yalnızca birkaç fotoğrafla değil, zihninde yer eden bir hikâyeyle ayrılıyor.
Ben bu çalışmanın 2026-2027 eğitim öğretim yılında pilot uygulama olarak başlatılabileceğini düşünüyorum.
Okullarımızla iş birliği yapılabilir, gönüllü öğrenci grupları oluşturulabilir, alan eğitimleri verilebilir ve ilgili kurumlarla koordineli saha uygulamaları gerçekleştirilebilir, çünkü artık şunu kabul etmemiz gerekiyor: Şehir bilinci, gençlik enerjisi ve eğitim gücü bir araya geldiğinde çok daha etkili sonuçlar ortaya çıkabilir.
Bu çağrıyı bir eleştiri olarak değil, tamamlayıcı bir davet olarak görmek gerekir.
Erzurum’un tarihî mirası zaten güçlüdür. Bizim yapmamız gereken, bu mirası doğru seslerle geleceğe taşımaktır.
Tarih yerinde duruyor.
Şimdi onu anlatacak genç seslere ihtiyaç var.


