ENGELLERİ SEVGİYLE AŞAN BİR AİLENİN UNUTULMAZ HİKÂYESİ

İnsan bazen bir ömür boyunca aradığı hakikati yılların içinde bulacağını sanır. Oysa bazı insanlar vardır ki sessizce hayatınıza girer ve size hiçbir kitabın öğretemeyeceği hakikatleri öğretir. Selim’de benim için böyle bir öğrenciydi. Yıllarca hayalini kurduğum mesleğe kavuştuğumda artık bir öğretmendim. Sınıfım, kara tahtam ve umutla baktığım öğrencilerim vardı. Hayatımın en güzel dönemlerinden birini yaşıyordum. Evliliğimin ilk yıllarıydı. Yeni bir yuva kurmuş, yeni bir hayatın içine adım atmıştım. O günlerde zihnimi en çok meşgul eden şey ise “aile” kavramıydı. Sevginin nasıl büyüdüğünü, iki insanın nasıl “biz” olabildiğini anlamaya çalışıyordum.

“Sizin için kendileriyle huzur bulasınız diye kendi cinsinizden eşler yaratması ve aranıza sevgi ve merhamet koyması O’nun varlığının delillerindendir.” (Rum Suresi, 21. Ayet) Bu ayetin manası içimde sürekli yankılanıyordu. Bir aile kurduğum için kendimi şanslı hissediyordum ama aile olmanın gerçek anlamını henüz tam olarak bilmiyordum. Belki de hayat bana bunu öğretmek için Selim’i karşıma çıkarmıştı. Eylül ayının son günleriydi. Okula yeni bir öğrenci gelmişti. Onu ilk gördüğüm anda dikkatimi çeken şey yüzündeki yaşama sevinciydi. Gözlerinde öyle güçlü bir ışık vardı ki insan onun yanında umutsuz kalamazdı. İlk dersle birikte fark ettim ki Selim engelliydi ve tekerlekli sandalye kullanıyordu. Bu durum karşısında onda en küçük bir kırgınlık yoktu. Koridorlarda arkadaşlarıyla gülüyor, hayatın içinde dimdik duruyordu. Sanki bedenindeki engeli değil, içindeki umudu büyütüyordu. O an içimden şu ayet geçti: “Allah hiçbir kimseye gücünün yeteceğinden fazlasını yüklemez.” (Bakara Suresi, 286. Ayet) Dersine ilk girdiğim günü hâlâ unutamam. Yoklama listesini okurken sıra ona gelmişti. “Selim Şen…” dediğimde başını kaldırdı ve kendinden emin bir sesle, “Buradayım öğretmenim,” dedi. O an yalnızca bir öğrencinin cevabını değil, hayata tutunmanın kararlılığını duymuştum. Yanına gidip tanıştım. Konuşurken heyecanlanıyor ama kendisini doğru ifade edebilmek için büyük çaba gösteriyordu. Onu dinledikçe içimde tarif edemediğim bir yakınlık oluştu. Bazı insanlar vardır; daha ilk karşılaşmada insanın kalbine dokunurlar. Selim de öyleydi.

Ders anlatıyordum ama aklımın bir köşesinde hep o vardı. “Okula nasıl geliyor? Kim ona destek oluyor? Bu kadar güçlü olmayı nasıl başarıyor?” diye düşünüyordum. Farkında olmadan onu değil, aslında hayatı anlamaya çalışıyordum. Bir gün ders çıkışında okul bahçesinde onu bekledim. Bir araba bahçeye girdi. İçinden orta yaşlı bir anne ve baba indi. Anne gözlerini okul kapısından ayırmıyordu. Yüzündeki özlem ve sevgi tarifsizdi. Derken Selim göründü. Annesi bir anda ona doğru koşmaya başladı. O koşuşta öyle büyük bir sevgi vardı ki insanın yüreğine dokunuyordu. Oğluna sarıldığında zaman durmuş gibiydi. Selim’in yüzündeki mutluluk ise görülmeye değerdi. Sanki bütün huzur annesinin kollarındaydı. Babası ise sessizce arabayı hazırlıyordu. Büyük bir dikkatle oğlunu kucağına aldı. Onu incitmekten korkar gibi yavaş hareket ediyordu. Üstünü düzeltti, alnına küçük bir öpücük kondurdu ve usulca arabaya yerleştirdi. İşte o an boğazım düğümlendi. Çünkü bir babanın sevgisinin bazen sessizlikte saklı olduğunu gördüm. Bazı sevgiler kelimelerle anlatılmazdı. Bir çocuğun üstünü düzeltirken gösterilen özenin içinde yaşardı. “Sizin en hayırlınız, ailesine karşı en hayırlı olanınızdır.” (Tirmizî, Menâkıb, 63)

O anne ve baba bana aile olmanın gerçek anlamını gösterdi. Aile; aynı evde yaşamak değildi. Birbirinin yükünü omuzlamaktı. Yorulsa bile vazgeçmemekti. Sevginin sadece sözde değil, emekte ve sabırda da yaşadığını göstermekti. Bir süre sonra Selim, babasının tayini nedeniyle okuldan ayrıldı. Ardında ise kocaman bir iz bıraktı. Bana yaşamayı, sabretmeyi ve engellere rağmen dimdik durmayı öğretti.

Yıllar geçti. Nice öğrenciler tanıdım. Nice hikâyeler dinledim. Ama bazı insanlar vardır ki aradan ne kadar zaman geçerse geçsin insanın kalbinde yaşamaya devam eder. Selim de benim için öyle biri oldu. Çünkü o bana şunu öğretti: Bazen öğretmen, öğrenciden öğrenendir. O gün anladım ki aile; sabırdır, merhamettir, fedakârlıktır. Aile, bir çocuğun gözündeki umudu her gün yeniden büyütebilmektir. Ve bazen insan hayatının en büyük dersini bir sınıfta değil, bir annenin koşuşunda, bir babanın sessizliğinde öğrenir. “Sabredenlerle beraber olun.” (Tevbe Suresi, 119. Ayet) Bugün geriye dönüp baktığımda gönül rahatlığıyla şunu söyleyebiliyorum: Ben aile olmayı kitaplardan değil, Selim ve ailesinden öğrendim.