BİR GAFLET VE HAFIZA SINAVI

Yayınlanma : 30 Ekim 2026 08:30
Düzenleme : 29 Ekim 2026 18:00

​“İki devlet, bir millet” düsturu, sadece sevinçte ve zaferde ortak olmak demek değildir; birbirinin derdiyle dertlenmek, birbirinin geçmişte çektiği acılardan ders çıkarabilmesini ummaktır. Kardeşlik, birinin düştüğü kuyuya ötekinin aynı basamakları basarak inmesi değil; o kuyunun karanlığını ve yarattığı tahribatı önceden fark ettirip elinden tutmasıdır.

​Bizler, 28 Şubat sürecinde Türkiye’de kılık kıyafet ve başörtüsü yasaklarıyla inanç özgürlüğüne vurulan darbenin toplumsal hafızada yarattığı derin yaraları çok iyi biliyoruz. Üniversite kapılarında gözyaşı döken genç kızları, mesleğinden edilen öğretmenleri, sadece inancı gereği başını örttüğü için kamusal alandan silinmeye çalışılan milyonları unutmadık. O dönem atılan o yanlış adımlar, toplumun vicdanında tamir edilmesi yıllar alan ağır yıkımlara, kutuplaşmalara ve haksızlıklara yol açtı.

​Bugünlerde gardaş Azerbaycan’da okul önlerinden yansıyan kılık kıyafet ve dini sembollere yönelik kısıtlama haberleri, işte bu yüzden yüreğimizde aynı acı sızıyı yeniden uyandırıyor. Türkiye’nin on yıllar önce geçip arkasında bıraktığı, bedelini ağır ödediği ve nihayetinde bir haksızlık olarak tarihin karanlık sayfalarına gömdüğü bir süreci; tarihi, kültürü, dini ve milli değerleri ile bir ve beraber olduğumuz öz gardaşımızın benzer yöntemlerle tecrübe etmeye çalışması akıl ve vicdan sınırlarını zorluyor, yüreğimizi acıtıyor ve üzülüyoruz.

​Bir gardaşın, başka bir gardaşın geçmişte tattığı ve acılığını bildiği bir zehri “sanki lezzetini bilmiyormuşçasına” yeniden tatmaya kalkışması iki ihtimali akla getirir: Ya kardeşinin çektiği çileden, tarihsel tecrübesinden zerre kadar haberi yoktur ya da bildiği, sonuçlarını gördüğü bir acıyı kendi halkına reva görme gafletine düşmektedir.

​İnanç ve kılık kıyafet özgürlüğü, bir devletin beka sorunu değil; aksine toplumsal huzurunun ve adaletinin teminatıdır. İnsanların temel hak ve hürriyetlerini kısıtlayarak, dini yaşayışları güvenlik parantezine alarak toplumsal barış tesis edilemez. Türkiye tecrübesi göstermiştir ki, inançla ve halkın değerleriyle yapılan her türlü mücadele, nihayetinde onu uygulayanlara ve toplumsal dokuya zarar verir.

​ Birlik ve beraberlik ancak milletin kendi öz değerleriyle barışık olarak yaşaması ile oluşturulabilir. Toplumun değerleri ile çatışma yaşatmak hiçbir ülkeye, millete, topluma yarar sağlamadığı gibi, huzursuzluk ve kargaşa oluşmasına zemin hazırlar. Türkiye’nin 28 Şubat’ta yaşadığı o karanlık hafızayı kopyalamak, gardaş Azerbaycan’a yakışmadığı gibi, ortak geleceğimize de bir katkı sağlamaz. Gardaşlık: Birbirinden kötü, yanlış, haksız örnekleri almayı değil aksine yaşanmışlıklardan gerekli dersleri çıkararak bu hataları tekrar etmemeyi gerektirir.

​Gardaş nasihati olarak dileriz ki, bu gafletten, hatadan, zulümden ve geçmişin acı reçetelerini yeniden deneme ısrarından bir an önce vazgeçilir. Çünkü gerçek kardeşlik, kardeşinin düştüğü hataları tekrarlamak değil; o acı tecrübeden ders çıkarıp geleceğe daha hür, daha adil ve daha güçlü adımlarla yürüyebilmektir.

Cuma’nın Feyiz Ve Bereketi İle Kalın Sağlıcakla